Sahil fotoğrafçılığı deneyimim bir faciayla başladı. Altın saat, güzel ışık, uzun pozlama planı, her şey düşündüğümden güzeldi. Ta ki dalga gelene kadar. Ayaklarım ıslaktı zaten, paçaları sıvamıştım. Fotoğraf çekerken bir tane de kameraya geldi. Lensin ön kısmına su damladı, tripodun ayaklarına kum doldu. Telafi için kamerayı kaldırdım ama art arda gelen dalgaları hesaplamadım, ikincisi daha güçlüydü. Sahil fotoğrafçılığı o andan sonra bir kriz yönetimine döndü. Kamerayı hızla kaldırdım, kuruladım, kontrol ettim. Lens içine su girmemişti, şans. Kum temizlemek ise ayrı bir dertti. O günden sonra sahil çekimine farklı hazırlanıyorum. Tripodun alt kısmına su geçirmez kılıf geçiriyorum. Kamera için yağmur siper var, kullanmıyordum, şimdi her zaman çantada. Dalga düzenini en az on dakika izliyorum: büyük dalgaların arasında ne kadar süre geçiyor, seti nasıl geliyor. Sahil fotoğrafçılığının asıl güzelliği ritim içinde yakalamakta. Dalga uzun pozlamada peluş beyaz bir örtüye dönüşüyor, kayalar keskin duruyor. Bunun için tripod şart ve tripod ıslak zeminde risk demek. Bu riski yönetmek de becerinin parçası. O felaketten sonra çektiğim en güzel sahil fotoğraflarını aldım. Riskleri bilmek sizi korkudan değil, hazırlıktan fotoğraf çekmeye götürüyor.