Ölüdeniz yamaç paraşütü için Babadağ'a çıktık. Koşu bandından hatırlıyorum, beyin anlamsız şeylere takılıyor o anlarda: "Bağcığımı düzgün bağladım mı?" Pilot arkamda, her iki omzumdan tutmuş. On adım koş, tepeden bak, bir an nefesini kes. Sonra uçuyorsun. Ölüdeniz yamaç paraşütü deneyiminde o ilk on saniye beyin kapanır. Bağırıyormuşum, bilmiyordum. Pilot güldü: "Normal, herkes bağırıyor." Sonra denge geldi ve sessizlik. Binlerce metre yüksekte Ölüdeniz'in turkuaz rengini gördüm. O fotoğraflarda gördüğüm renk, gerçekte daha yoğun. Kumsal ince bir şerit, deniz koyu yeşilden açık maviye geçiyor, kıyıda sığ bölge neredeyse beyaz. Bunları orada, o yükseklikten gördüm ve aklım durdu. Pilotum termal buldu, birkaç kez çember attık. Yükseldik. Deniz seviyesine yakın uçmak ayrı, yukarıda sabit kalmak ayrı his. Ben sakin olduğuma şaşırdım. Korkmuyordum artık. Sadece bakıyordum. İnişte ise panik geri geldi. Kum plajına yaklaşırken hız arttı gibi hissettim. Pilot "bacaklarını ileri uzat" dedi, uzattım, ayaklar değdi kuma ve durdu. İki dakika öylece durdum. Dahakine ne yapardım farklı? Gopro'yu sırtıma taktırmak yerine kask kamerasını kiralamak isterdim. Kendi bakış açımı kayıt altına almak istiyorum. Aşağıya indikten sonra video izledim, güzeldi ama pilotun bakış açısıydı, benimki değil. Ölüdeniz yamaç paraşütü korkak birinin de yapabileceği bir deneyim. Ben korktum, atladım, pişman olmadım.