Portre resim yapma deneyimimde en yoğun çalışmam annemin portresiydi. Yıllardır başkasının yüzünü çizmek için güvenilir bir teknik edinmiştim; ama bu portre teknikten öte bir şeydi. Portre resim yapma sürecinde referans fotoğraf seçimi ilk zorluğu oluşturdu. Yüzlerce fotoğrafa baktım; hepsinde annem vardı ama benim görmek istediğim annem yoktu. Belirli bir yaştaki, belirli bir ışıkta, belirli bir ifadeyle. Sonunda bir fotoğraf buldum; yıllar öncesine aitti, bahçede oturuyordu, güneş yanaktan vuruyordu. O tabloyu yaparken duygusal mesafe kuramadım. Fırçayı sürerken bazen duruyordum; o yüzü bu kadar yakından incelerken tanıdığım ama hiç görmediğim detaylar ortaya çıkıyordu. Kaşların tam eğimi, göz kenarındaki kırışıklıklar, ağzın köşesindeki küçük çizgi. Portre resim yapma sizi modelin yüzünü okumaya zorluyor. Tablo bittikten sonra annemin görmesini bekledim. Ona gösterdim. Sessiz kaldı uzun süre. Sonra "ben miyim bu?" dedi. "Evet" dedim. Tabloya baktı, sonra bana baktı. Bir şey söylemedi ama gözleri doldu. Portre resim yapma deneyimi bana şunu öğretti: En güçlü çalışmalar teknik beceriden değil, duygudan doğuyor. O tabloda teknik vardı ama asıl bağlayıcı olan bakışımdaki sevgiydi. Bu iki şeyi birleştirmek sanatın en zor ve en değerli yanı.