Schopenhauer irade Nietzsche güç istenci karşılaştırması, felsefe tarihinin en ilginç öğretmen-öğrenci çatışmalarından birini içeriyor. Nietzsche Schopenhauer'a olan hayranlığından başladı; ama sonunda tam karşı tutumu benimsedi. Bu dönüşümü anlamak, her iki sistemin özüne ulaşmanın en verimli yolu. Schopenhauer için evrenin temeli, kör ve amaçsız bir İrade'dir (Wille). Bu İrade, kendini bireylerde arayış ve çabalanma olarak dışavurur; ancak asla tatmin olmaz. Yaşam acı çekmenin aracıdır ve bu çekişten kaçınmanın tek yolu, istemeyi, isteyin kendisini, bastırmaktır. Estetik tecrübe ve Budist inkar, bu bastırmanın en üst biçimleridir. Schopenhauer irade Nietzsche güç istenci geriliminin ilk katmanı burada açılıyor: Schopenhauer için kurtuluş iradeden uzaklaşmakla gelir. Nietzsche ise bu pesimist sonuca kökten itiraz eder. Güç İstenci (Wille zur Macht) kavramı, Schopenhauer'ın kör İrade'sinin üzerine inşa edilmiş gibi görünse de içerik olarak tam tersine işaret eder. Nietzsche için güç istenci, salt saldırganlık veya egemenlik arayışı değil; yaşamın kendini aşma, büyüme ve biçimlendirme kapasitesidir. Güçsüzlük de güç istemesi olarak görülebilir, zayıfın güce ulaşmak için şekillendirdiği ressentiment stratejileri buna örnektir. Schopenhauer'ın çözümüne, inkarı, Nietzsche nihilizmin doruk noktası olarak değerlendirir. Hayatı inkâr eden ahlak sistemleri (özellikle Hristiyan ahlakı ve Schopenhauer'ın pessimizmi) ona göre yaşam enerjisinin tersine işleyen mekanizmalardır. Üstinsan (Übermensch) kavramı da bu bağlamda anlam kazanıyor: Varoluşun trajikliğini kabullenerek onu olumlamayı seçen, değer yaratma kapasitesine sahip bir varlık. Eleştirel değerlendirme açısından bakıldığında, Schopenhauer irade Nietzsche güç istenci karşılaştırması her iki düşünürün de ciddi sorunlu taraflarını gün yüzüne çıkarıyor. Schopenhauer'ın pesimizmi, yaşamı tek boyutlu biçimde acı deneyimi olarak çerçeveler ve bu şemanın dışındaki deneyimleri açıklamakta zorlanır. Nietzsche'nin güç istenci kavramı ise özellikle siyasi sahiplenme tarihi açısından dikkatli bir okuma gerektiriyor; kavramın sistematik bir etik teoriye dönüştürülmesi filozofun kendi metinleriyle çelişkiye düşüyor. İki düşünürü birlikte okurken en verimli çerçeve, birinin diğerine verdiği yanıtı takip etmektir. Nietzsche, Schopenhauer'ı derin ama hatalı buldu; bu yüzden en keskin felsefi itirazları doğrudan Schopenhauer'a yönelik geliştirdi. Bu diyalogu görmek, her iki sistemi izole olarak okumaktan çok daha aydınlatıcı.