Atatürk efsaneleri tarih tartışması, Türk tarih yazımının en hassas alanlarından birini oluşturuyor. Tarihsel figürlerin ulusal belleğe nasıl yerleştiği, hangi anların öne çıkarılıp hangilerinin geri planda bırakıldığı, tarih biliminin kronik biçimde yüzleştiği soruları barındırıyor. Bu sorular, tarihsel kişiliklerin övgüyle değil bütünlüklü bir anlayışla ele alınmasını gerektiriyor. Atatürk efsaneleri tarih bağlamında, tarihçilerin dikkat çektiği alanlardan biri anların efsaneleştirilme sürecidir. Savaş döneminin yoğun koşulları içinde verilen kararlar, karmaşık diplomatik müzakereler ve dönemin olağanüstü güçlüklerini içeren bir tablo, zaman içinde çoğu zaman sadeleştirilmiş ve kahramanlaştırılmış bir anlatıya dönüşüyor. Bu dönüşüm bir ölçüde her ulusal tarihe özgü; ancak tarihçiler bu sadeleşmenin nerede gerçeği gizlediğini sormayı sürdürüyor. Karşılaştırmalı tarih perspektifinden bakıldığında, 20. yüzyılın başındaki büyük dönüşüm döneminin pek çok ülkede benzer kurucu figür anlatıları ürettiği görülüyor. Bu figürler, ulusal kimliğin inşasında sembolik bir merkez işlevi üstleniyor. Bu işlev anlaşılır; ancak sembolik merkez, tarihsel bütünlüğün önüne geçtiğinde meşru tarihsel sorgulamanın alanını daralatabiliyor. Atatürk efsaneleri tarih tartışmasında Türk akademisinin son yıllardaki dönüşümü de kayda değer. Özellikle uluslararası akademik çevrelerde ve zaman içinde yurt içindeki bazı tarih çalışmalarında, döneme ve kararlara daha nüanslı yaklaşan çalışmalar üretildi. Bu çalışmalar reddetme değil anlama amacıyla yaklaşıyor. Tarihsel figürler, hem başarılarıyla hem sınırlılıklarıyla, hem dönemi açısından ne ifade ettikleriyle hem de bugünden baktığımızda ne anlam taşıdıklarıyla ele alındığında, tarih biliminin asıl işlevi yerine geliyor. Efsaneler zamanın sınavına yalnızca basitleştirilerek değil, sorgulanmaya açık bırakılarak dayanır.