Oyun kaseti anılarım arasında en canlı olanı kardeşimle yaptığımız o anlaşmadır. Evde tek bir konsol, tek bir oyun kaseti, kardeş yedekleme slotları sınırlı. Bu, çocuk diplomatikliğinin en gelişmiş hallerinden birini gerektiriyordu. Oyun kaseti anılarından biri şuydu: Kardeşim benim kaydettiğim yere kaydedebilirdi. Ben de onunkine. Ama bu casusluğa yol açıyordu; birimiz diğerinin ilerlemesini görünce önce şaşırır, sonra kıskanır, sonra kurtarma noktasına bakardı. Bazen birisi kazara diğerinin üzerine kaydederdi. O gün yaşanan tartışmayı hatırlıyorum; saatlerce birbirimizle konuşmadık. Çözümümüz şuydu: Her birinin adını baş harfleriyle başlattığı slot kendine aitti. Bu resmi bir anlaşmaydı, sözlü ama kesin. Ebeveynlerimiz bu anlaşmadan habersizdi; bizim için anayasa gibiydi. Oyun kaseti döneminin başka bir boyutu daha vardı: Kod yazma kültürü. İnternet yokken oyun şifrelerini kağıda not ederek saklardık. O kağıtların bir kısmı hâlâ bir kutunun içinde bir yerde duruyor olmalı. Her şifre ezberdi çünkü kağıt kaybolabilirdi. Şimdi her şey bulutta, kayıp diye bir şey yok neredeyse. Ama o dönemde her ilerleme değerliydi çünkü kaybetmek gerçekten acıtıyordu. Oyun kaseti anılarım bana bir şey öğretti: Kıtlık değer yaratır. Sınırsız kayıt slotu olunca ilerleme o kadar özel hissettirmiyor.