Pazar sabahı hedefsizce yürüyordum. Sahaf tezgâhları dizilmişti, birinin kitap koleksiyonunun tortularıydı bunlar. Bir yığının üzerinde duran kitap ilgimi çekti, kapağı yıpranmış, sayfaları sararmış, üzerinde başkasının adıyla karalanmış bir not. Sahaftan kitap almak bu yüzden farklı. Sahaftan kitap almak benim için hem nesneydi hem hikâye. O kitabı daha önce kim tutmuştu? O kenar notları kime aitti? Büyük ihtimalle hiç tanışmayacağım birinin içinden geçen düşünceler oradaydı. Kitabı eve götürdüm ve açtım. İlk on sayfada anladım, bu kitap benim için yazılmış gibi hissettirdi. Doğru anda, doğru kitap. Bu tesadüf müydü, yoksa hazır olmuş bir zihnin doğru kitabı fark etmesi miydi? Sahaftan kitap almak deneyiminde o kitabın içeriği beni değiştirdi. Bir şeye uzun süredir "olmaz" dediğim bir fikir vardı, kariyer, bir ilişki biçimi, bir hayat tercihi. O kitap başka birinin aynı yerde durduğunu ve geçebildiğini gösterdi. Kurmaca değildi, kurmacanın da gerçeklik payı vardı. O sabah ikinci el beş liraya aldığım kitap bende kaldı. Diğer kitapları değiştirdim, sattım, verdim. Bu kalmadı. Çünkü onu hatırladım, hangi kısmında ne hissettim, hangi cümlede durup düşündüm. Bu belleğin varlığı, bir kitabın gerçekten içime geçtiğinin işareti.