Minimalist tasarım eleştirisi son on yılda biriken bir gerginliği dile getirir. "Az daha fazladır" ilkesi gerçekten güçlü bir tasarım felsefesidir; fakat her akım gibi aşırıya taşındığında sorunlu sonuçlar üretir. Minimalist tasarım eleştirisinin merkezi paradoksu şudur: minimum içerik, maksimum kullanıcı çabası gerektirdiğinde "daha az" aslında "daha fazla" anlamına gelir, fakat kullanıcı açısından bu bir kolaylık değil, zorluktur. Seyrek metin ve net olmayan simgelerle dolu bir arayüz kullanıcıyı hangi butona basacağını tahmin etmek zorunda bırakır. Minimalist tasarım eleştirisinin ikinci boyutu soyutlaşan simgelerdir. Geleneksel arayüzlerde metin etiketler nesnelerin işlevini doğrudan açıklıyordu. Minimalist akımla birlikte metin etiketler kaldırıldı, yerini soyut simgeler aldı. Bu simgeler tasarımcı için anlaşılırdır; fakat her kullanıcı için evrensel değildir. Araştırmalar, simge artı metin kombinasyonunun yalnızca simgeden daha hızlı anlaşıldığını tutarlı biçimde göstermektedir. Minimalist tasarım eleştirisi aynı zamanda renk ve kontrast kararlarını hedef alır. Açık gri metin, açık beyaz arka plana karşı okunabilir sayılır; fakat erişilebilirlik standartlarının altında kalır ve özellikle yaşlı kullanıcılar ile görme güçlüğü yaşayanlar için ciddi bir bariyer oluşturur. Minimalizm değil, kullanıcı ihtiyacı öncelikli olmalıdır. Görsel sadelik bir araçtır; amacı kullanıcıya netlik sağlamaktır. Sadelik hedef olduğunda ve netlik feda edildiğinde minimalizm amacını yitirir ve bir estetik tercihten öteye geçemez.