Ev dekorasyon deneyimim kiralık bir daire ve sınırlı bir bütçeyle başladı. Taşındığımda boş ve beyaz duvarlara baktım ve içimden "bunu bir şekilde kendime ait hale getireceğim" dedim. Ne yapacağımı tam bilmiyordum ama başlamak istedim. İlk yatırım bir kilim oldu. Büyük, renkli, yer kaplayan bir kilim. Salona serince oda anında değişti. O kilim bana şunu öğretti: zemin başlama noktası. Zemin belirlendikten sonra mobilyalar, perdeler, aksesuarlar bir dile oturmaya başlıyor. Zemin olmadan başlarsanız her şey rastgele görünüyor. Ev dekorasyon deneyiminde yaptığım en büyük hata, "daha sonra düzeltirim" düşüncesiyle aceleyle aldığım mobilyalar oldu. Bir koltuk aldım; rengi çok güzeldi ama boyutu odaya büyük geldi. Salmaya kıyamadım ama ısrarcı oldum. Altı ay sonra o koltuğu bir arkadaşa verdim çünkü artık ne o oda ne de ben onu kaldırabiliyordu. Ölçü almak, bir koltuk almaktan çok daha önemli. Duvarlar konusunda da biraz yanıldım. Çok fazla şey asmak istedim. Küçük çerçeveler, raflar, bitkiler, aynalar. Hepsi bir arada kalabalık oldu. Sonra bir iç mimar arkadaş "boş alan da dekorasyonun bir parçası" dedi. O cümle her şeyi değiştirdi. Bir kısmı indirdim, kalan çerçeveler daha çok öne çıktı. Bitki konusu ayrı bir bölüm hak ediyor. Ev dekorasyon deneyimimin en keyifli ama en meşakkatli kısmı bitkilerdi. İlk iki ay içinde dört bitkiyi öldürdüm. Fazla sulama, az ışık, yanlış saksı. Sonra bir çiçekçi "bu ev ne kadar ışık alıyor?" diye sordu. O soruya cevap vererek başladım. Işığa göre bitki seçtim. Hayatta kalanlar çok daha mutlu görünüyor. Ev dekorasyon deneyiminde en çok keyif aldığım şey ise ikinci el eşyaydı. Bit pazarından aldığım ahşap bir kutu, sehpanın üstüne konulunca tasarım gibi durdu. Sıfır bir şey almak her zaman şart değil. Bazen eski bir şeyin yeni bir yeri olması yeterli. Şu an o daireye baktığımda "bu benim" diyorum. Bütçem küçüktü, hatam çoktu ama her ekleme bir şey öğretti. Ev dekorasyon deneyimi hâlâ devam ediyor; muhtemelen hiç bitmeyecek.