Ağrı'ya doğu seyahatimizin son durağı olarak uğradık. Dağ görüntüleri hep büyüleyici gelmiştir bana ama Ağrı Dağı etekleri kar mevsiminde başka türlü bir şeydi; bunu gidene kadar tam kavrayamadım. Sabah erken saatte otelden çıktığımızda yol kenarındaki ovaya baktım. Düz bir kar örtüsü uzanıp gidiyordu, üstünde tek bir ayak izi bile yoktu. Arka planda Ağrı Dağı, bulutların arasından yarım gösterip yarım saklayarak duruyor. Bu manzarayı gördüğümde tuhaf bir şey oldu içimde. Gözlerim doldu. Neden ağladığımı o an açıklayamadım eşime. Hüzünden değildi bu, korkunun da değil. Belki çok uzun zamandır böyle bir sessizliği görmemiştim. Ağrı Dağı etekleri kar altında, o ovada insan izinin olmayışı bana bir şey söylüyordu sanki; ne olduğunu tam söyleyemiyorum ama hissettim. Yerel bir çoban geçti yanımızdan. Atının üstünden bize baktı, hafifçe selam verdi, devam etti. O an da çok değerliydi. Bu toprakların başka bir ritmi var, kendi zamanında dönen bir yaşamı. Öğleye doğru kar yeniden yağmaya başladı. Ağrı Dağı etekleri kar içinde görünmez oldu tamamen. Sabah gördüğüm o manzara sanki kısa bir hediyeydi, yerini saklamak için geri çekilmişti. Doğu seyahatlerinden önceki tüm fotoğraflara bakardım, güzeldi ama yeterliydi. Bu seyahatten sonra anladım ki bazı yerler yaşanmak için vardır. Ağrı Dağı etekleri kar altında o kış sabahı, ne kadar iyi bir fotoğrafla da aktaramayacağım türden bir deneyimdi. Sadece gitmiş olmak gerekiyor.