Tripod kullanımı fotoğrafçılık için uzun süre tartışmasız doğru kabul ettim. Keskin fotoğraf, sabit platform. Mantıklı. Bir süre her çekimde tripod taşıdım. Ağır ama değerdi, diye düşündüm. Sonra bir yolculukta tripodla dar bir merdivenden çıkmaya çalışırken düşürdüm. Bir şey kırılmadı ama mesaj anlaşıldı. O gün tripodu araçta bıraktım ve sadece kamerayla çıktım. Tripod kullanımı fotoğrafçılık için varsayılan olduğunda, çekimlerim belirli bir kalıba giriyordu. Tripod koyuyorsunuz, sahneyi seçiyorsunuz, saatlerce bekliyorsunuz. Bu yöntem uzun pozlama, düşük ışık, manzara fotoğrafçılığı için biçilmiş kaftan. Ama her sahne için değil. O gün tripsod olmadan çektiğimde farklı bir şey hissettim. Daha hızlı hareket ettim. Açıyı değiştirmek için sadece birkaç adım atmak yetiyordu. Yere çömeldim, taşın üstüne çıktım, bir kapı aralığından çektim. Tripodla bu denemeler saatler alırdı, şimdi saniyeler içinde yapıyordum. Tripod kullanımı fotoğrafçılığa bağlılık içeriyor. Sizi bir noktaya sabitliyor. Bu bazen tam istediğiniz şey. Ama serbest el, sizi serbest bırakıyor. Spontane, tepkisel, anlık. Sokak fotoğrafçılığı, belgesel tarzı, doğal portré, bunlarda serbest el çok daha uygun hissettirdi. El titremesi bazen istenmeyen bir şey. Ama kontrollü bir el titremesi, uzun pozlamada kasıtlı olarak kullanıldığında ışık izleri, hareket bulanıklığı, canlılık yaratıyor. Tripodu bırakmadım, ama artık her çekimde yanımda olmak zorunda olduğunu düşünmüyorum. Araçlar işe yarayan yerle hayat bulur.