Kompost mikroorganizmalar gözlemi diye düşünüyordum ama aslında başlangıçta sadece bahçe atıklarımı bir köşeye yığmıştım. Ciddi bir proje değildi. Sebze kabukları, kahve telvesi, bahçeden kopan yapraklar. Bir köşe, bir yığın. Birinci hafta hiçbir şey olmadı. Yığın olduğu gibi duruyordu. İkinci hafta yağmur yağdı ve yığın biraz ıslandı. Üçüncü hafta birkaç solucan gördüm. Dördüncü hafta yığının üstüne bastığımda içinin ısındığını hissettim. İlk defa gerçekten şaşırdım o an. Sıcak. Yığın sıcaktı. Kimse ısıtmamıştı, güneş doğrudan ulaşmıyordu. Yığının kendisi ısı üretiyordu. Kompost mikroorganizmalar gözlemi merakımı tutuşturdu. Araştırdım. O ısı, organik maddeyi parçalayan bakterilerin ürettiği metabolik ısı. Milyonlarca mikroorganizma aynı anda çalışıyor ve bu iş sürecinde ısı ortaya çıkıyor. Yığın ne kadar aktifse o kadar sıcak. O günden sonra yığını daha dikkatlice takip etmeye başladım. Nemlendirme oranı önemliymiş. Çok kuru olunca mikroorganizmalar yavaşlıyor, çok ıslak olunca farklı, istenmeyen süreçler başlıyor. Hava girişi de kritik. Yığını karıştırmak oksijen sağlıyor ve süreci hızlandırıyor. Birkaç ayın sonunda yığının alt kısmına baktım. Artık sebze kabuğu değildi. Koyu, toprak kokusu veren, ince dokulu bir madde vardı. Humus. O maddeyi bahçenin toprağına karıştırdım. O mevsim ektiğim domates fidelerinin neden bu kadar güçlü çıktığını anlıyorum şimdi. Kompost mikroorganizmalar gözlemi bana bir şeyi net kıldı: Doğada çoğu önemli dönüşüm gözle görülmez aktörler tarafından yapılıyor. Bakteriler, mantarlar, solucanlar. Bu küçük canlılar olmadan ne toprak olur, ne besin döngüsü. Bahçenin bir köşesinde başladığım bu deney, ekosistemi anlayışıma en çok katkı sağlayan deneyimlerden biri oldu.