Köy okulu gönüllü öğretmenliği için bir hafta izin aldım işten. Öğretmen değilim, yazılımcıyım. Ama okul birkaç gönüllüye ihtiyaç duyuyordu ve ben gitmek istedim. O hafta hakkında her şeyi anlatmak istiyorum. Köy okulu gönüllü öğretmenliği ilk günü çok zorlayıcıydı. Sınıfta otuz öğrenci var, yaşları farklı, dikkat süreleri kısa. Ben kurumsal sunumlar yapmaya alışkınım, bu çok farklıydı. İlk ders düzgün geçmedi. Akşam oturdum, ne yapıyorum, nasıl yapıyorum diye kendime sordum. İkinci günden itibaren yaklaşımımı değiştirdim. Anlatmak yerine sordum. Soru sormak çocukların ilgisini topladı. Köy okulu gönüllü öğretmenliğinde öğrendiğim ilk şey buydu: öğretmek anlatmak değil, merak uyandırmak. O hafta boyunca çocukların gözlerindeki o parlamayı izledim. Bir şeyi ilk kez anladıklarında, bir soruyu çözdüklerinde, birbirlerine bir şey öğrettiklerinde. Bu bakışı görmek için hiçbir ödül gerekmiyordu, bakışın kendisi yeterliydi. Haftanın sonunda bir kız çocuğu bana 'tekrar gelecek misiniz?' diye sordu. 'Bilmiyorum' dedim. 'Gelin' dedi. Tek kelime, ama hâlâ içimdeyim. Köy okulu gönüllü öğretmenliği bir haftalık deneyim oldu ama bıraktığı iz yıllara yayıldı.