Spor bütçesi dağılımı Türkiye özelinde bakıldığında, tablo çarpıcı. Kamu ve özel kaynakların büyük çoğunluğu futbola akarken diğer branşlar kırıntıyla yetiniyor. Bu eşitsizlik yeni değil; ancak sorgulanma sıklığı artıyor. Spor bütçesi dağılımı Türkiye'de bu denli futbol ağırlıklı seyrediyor çünkü sistem, yatırım getirisi mantığıyla işliyor. Futbol, medya aracılığıyla büyük izleyici kitlelerine ulaşıyor; bu izleyici kitlesi reklam geliri, yayın hakları ve sponsor anlaşmalarını besliyor. Basketbol, atletizm ya da güreş bu döngüyü kuramıyor, hem izlenmiyor hem de yatırım çekemiyor. Kısır bir döngü. Devlet desteği söz konusu olduğunda da benzer bir eğilim gözlemleniyor. Futbol altyapılarına yapılan kamu yatırımları, belediye desteğiyle hayatta kalan diğer spor kulüplerinin bütçelerinden katbekat fazla olabiliyor. Bu tablo, olimpik sporlarda Türkiye'nin tarihsel başarı grafiğiyle çelişiyor: güreş, halter, boks, tekvando, bu branşlarda elde edilen olimpiyat madalyaları, spor bütçesi dağılımıyla ters orantılı görünüyor. Bir de bilinçsiz talep döngüsü var. Medyada ağırlıklı olarak futbol haberlerine yer veriliyor, bu da kamuoyunun diğer sporlara olan ilgisini azaltıyor; azalan ilgi, azalan izleyici; azalan izleyici, azalan sponsor; azalan sponsor, azalan bütçe. Bu döngüyü kırmak için medya-spor birlikteliğinin çeşitlendirilmesi gerekiyor. Spor bütçesi dağılımı Türkiye meselesi çözülürken özellikle okul sporu altyapısına yatırım yapılması tartışılmaya değer bir öneri. Okullarda çeşitli branşlara erişim sağlayan programlar, hem yetenek keşfi hem de toplumsal sağlık açısından uzun vadeli bir kazanım üretiyor. Sonuçta mesele yalnızca parasal dağılım değil; sporun toplumsal bir hak ve sağlık meselesi olarak nasıl kurgulandığıyla ilgili. Futbol endüstriyel bir fenomen olarak büyüyebilir; ancak bu büyümenin diğer branşları sistematik olarak açlığa mahkum etmesi, hem sporcu hakları hem de toplumsal beden sağlığı açısından sorgulanmayı hak eden bir durum.