Söğüt'ün ücra bir köşesinde, Anadolu bozkırlarının soğuk rüzgarlarına meydan okuyan küçük bir Türkmen aşiretinin ateşi yanıyordu. Kimse o günlerde tahmin etmezdi: Bu aşiretin başına geçecek genç bir bey, yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmedecek bir imparatorluğun tohumlarını atacaktı. Osmanlı İmparatorluğu kuruluş serüveni, Ertuğrul Gazi'nin Söğüt bölgesine yerleşmesiyle başlar. 1230'lu yıllarda Anadolu, Moğol istilasının büyük baskısı altındaydı; Selçuklu Devleti ise çöküşe doğru sürükleniyordu. Bu kargaşa ortamında Ertuğrul, Sultanöyüğü yakınlarında küçük ama stratejik bir toprak parçasını yurt edindi. Asıl kuruluş hamlesi ise oğlu Osman'a nasip olacaktı. Osman Bey, yaklaşık 1299 yılında bağımsızlığını ilan etti ve "Osmanlı" adını taşıyan devletin fiilen kurucusu oldu. Osman İmparatorluğu'nun kuruluş sürecini salt bir siyasi hamle olarak değil, dönemin ruhunu yakalamış bir strateji olarak okumak gerekir. Bizans'ın zayıflaması, Moğol baskısı altındaki Türkmen boylarının sığınak arayışı ve uç beyliklerinin dinamizmi; tüm bu unsurlar Osman'ın lehine çalıştı. Karacahisar'ın fethi Osmanlı İmparatorluğu kuruluş döneminin ilk büyük askeri zaferiydi. Osman Bey, bu kaleyi aldıktan sonra ilk Cuma hutbesini kendi adına okuttu; bu, egemenlik iddiasının somut ilanıydı. Ardından Bilecik, Yarhisar ve İnegöl düştü. Her yeni fetih, beraberinde yeni müttefikler ve yeni kaynaklar getirdi. Ankara Savaşı (1402) ve Fetret Devri gibi büyük sarsıntılar bile bu yapıyı çökertemedi. Bunun sırrı kurumsal zemine dayanıyordu: Osmanlı İmparatorluğu kuruluş felsefesi, yalnızca güce değil, meşruiyete de yaslanıyordu. Gaza ideolojisi, devşirme sistemi ve millet anlayışı; imparatorluğu farklı din ve dilden insanları bünyesinde tutabilen esnekliğe kavuşturdu. Osman'dan sonra tahta geçen Orhan Bey, Bursa'yı fethetti ve şehri ilk başkent yaptı. Böylece göçebe bir aşiret devleti, yerleşik bir imparatorluk kimliğine bürünmeye başladı. İlk düzenli ordu kuruldu, ilk medreseler açıldı, ilk sikke bastırıldı. Her adım, Osmanlı İmparatorluğu kuruluş sürecinin ne denli planlı ilerlediğini gözler önüne seriyor. Tarih sayfaları bazen küçük bir aşiretin nasıl dev bir imparatorluğa dönüştüğünü anlatır. Osmanlı hikayesi bunların belki de en çarpıcısıdır: İki yüz yıldan kısa bir sürede Söğüt'ten Balkanlar'a, Anadolu'dan Orta Doğu'ya uzanan bir coğrafyaya hükmedildi. Bu yolculuğun başlangıcı, tarihin en ilgi çekici kuruluş anlatılarından birini oluşturur.