İletişimsel eylem kuramı, Jürgen Habermas'ın 1981'de iki ciltlik eseriyle (Theorie des kommunikativen Handelns) sistematize ettiği kapsamlı bir toplum ve rasyonellik kuramıdır. Bu kuram, Frankfurt Okulu'nun araçsal akla yönelik eleştirisini iletişimsel rasyon kavramıyla genişletirken modern toplumun patolojilerini yaşam dünyası ile sistem arasındaki gerilim üzerinden açıklar. İletişimsel eylem kuramı, Weber'in rasyonelleşme tezinden hareket eder; ancak Habermas Weber'in tanımladığı araçsal/amaçsal rasyonelliğin yanına iletişimsel rasyonelliği ekler. İletişimsel eylem, diğer aktörlere etki yaratmayı araç olarak kullanan stratejik eylemden farklı olarak anlaşmaya ulaşmayı (Verständigung) amaçlayan ve geçerlilik iddialarına dayanan eylem biçimidir. Bu geçerlilik iddiaları üç boyutludur: doğruluk (nesnel dünyaya ilişkin), normatif doğruluk (sosyal dünyaya ilişkin) ve samimilik (öznel dünyaya ilişkin). Yaşam dünyası (Lebenswelt) bu kuram içinde iletişimsel eylemin arka plan kaynağı, örtük kültürel bilgi, toplumsal dayanışma ve kişisel kimlik, olarak konumlanır. Sistem ise para ve güç gibi araçsal mekanizmalar aracılığıyla koordine edilen ekonomik ve bürokratik alt sistemleri temsil eder. Habermas'a göre modern toplumlardaki temel patoloji, sistemin yaşam dünyasını araçsal mantığıyla sömürgeleştirmesidir (colonization of the lifeworld). Eleştirel değerlendirmeler açısından iletişimsel eylem kuramı en sert eleştiriyi ideal konuşma durumu varsayımına yönelik almıştır. Foucault, güç ilişkilerinin söylem içinde daima mevcut olduğunu ve güç-dışı bir iletişimsel rasyonellik zemini kurmak için gereken ideal durumun ütopik bir ön kabul olduğunu savunmuştur. Lyotard ise meta-anlatılara yönelik postmodern itirazını Habermasçı konsensüs anlayışına doğrudan yöneltmiştir. Bununla birlikte iletişimsel eylem kuramı, demokratik teoriden hukuk felsefesine ve küresel sivil toplum tartışmalarına kadar geniş bir uygulama alanı bulmuş ve çağdaş normatif siyaset teorisinin temel referanslarından biri olmayı korumaktadır.