Köy okulu öğretmenliği, aklımdaki kariyer planının hiçbir yerinde yoktu. Bir mecburiyet mi vardı? Değil. Bir projeye gönüllü oldum, birkaç ay, dedim, deneyim olur. Tam olarak ne beklediğimi bilmiyorum ama yaşadıklarım beklediğimden çok farklıydı. Köy okulu öğretmenliğinin ilk ayı, altyapıyla ilgili gerçeklere uyum süreciydi. Şehir okulunda alışkın olduğum kaynaklar yoktu. Projeksiyon yok, sınırlı malzeme, bazen düzensiz elektrik. Ama çocuklar oradaydı, sabahın erkeninde, tazeydiler, meraklıydılar. Şehir okulu deneyimimde öğrencilerin dikkatini çekmek için çaba sarf ederdim. Köy okulunda tam tersiydi. Öğrenciler dikkatliydiler, tek çünkü değil, gerçekten ilgilendikleri için. Sorular soruyorlardı, ciddiye alıyorlardı. Bu fark, beni düşündürdü: Acaba şehirde çocuklar neden bu kadar ilgisiz? Yoksa ben mi yanlış bir şey yapıyordum? Köy okulu öğretmenliği bana velilerle ilişki dersi de verdi. Burada veli toplantıları resmi değildi, bazen bahçede karşılaşırdınız, bazen bir eve davet edilirdiniz. O sıcaklık ve o doğrudan iletişim, benim için çok yeniydi. Bir de şunu öğrendim: Öğretmenlik her yerde aynı temel şeyi gerektiriyor, çocuğun önünde gerçekten var olmak. Kaynaklar değişiyor, sistem değişiyor ama o temel aynı. O birkaç ay uzadı. Toplamda sekiz ay kaldım. Ve şunu söyleyeyim: Mesleki hayatımda bana en çok şey öğreten dönemdi.