Animasyonda temsil sorunu, son yıllarda sektörün gündeminde giderek daha fazla yer kaplıyor. Pek çok yapım, çeşitlilik vaadini karakterlerin görsel temsiliyle sınırlı tutuyor; ancak bu karakterlerin hikayedeki rolleri, derinliği ve anlatısal önemi incelendiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Animasyonda temsil sorununun en yaygın biçimi, azınlık karakterlerin yan karakter ya da komedi unsuru olarak konumlandırılmasıdır. Bu karakterler ekranda görünür; ama kendi hikayeleri, iç çatışmaları ve güçlü anları yoktur. Onlar, ana karakterin yolculuğunu kolaylaştırmak için var olan işlevsel figürlerdir. Bu kullanım, gerçek temsili değil; temsil görüntüsünü üretir. Diğer bir yaygın örüntü: Azınlık kimliğinin tek tanımlayıcı özellik olarak öne çıkarılmasıdır. Bir karakter, kültürel arka planıyla sürekli belirlenirse ve bu arka planın ötesine geçen bireysel derinlik sunulmazsa; temsil, stereotipe doğru kayar. Bu, iyiniyetle yapılmış ama özensizce kurgulanmış bir yaklaşımın ürünüdür. Animasyonda temsil sorunu tartışılırken dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Temsil yeterli değil, kaliteli temsil gereklidir. Bir karakterin kim olduğu kadar o karakterin ne yaptığı, neye katkı sunduğu ve kendi başına nasıl var olduğu belirleyicidir. Bazı yapımlar bu çıtayı gerçekten aşmıştır: Azınlık kimliğine sahip karakterlerin tam bir iç dünya, kendi çatışmaları ve güçlü anlatısal momentleri olduğu, bu kimliğin bir özellik olmaktan çıkıp karakterin bütününüyle bütünleştiği örnekler mevcuttur. Bu örnekler, çıtanın nerede olması gerektiğini gösterir. Sektörün bu yönde ilerleme kaydetmesi için senaryo geliştirme sürecinde çeşitli perspektiflerin erken aşamadan dahil edilmesi, temsil edilen toplulukların yapım sürecine katılımının artırılması ve kaliteli temsil örneklerinin görünür kılınması gerekir.