Bir toplantı sonrası yanıma geldi ve sakin bir sesle şunu söyledi: "Sana bir geri bildirim vermem gerek. Müsait misin?" Müsaittim. Ama gelen şeye hazır değildim. İletişim tarzı farkındalığı benim için o an açıldı. Mentörüm anlattı: toplantıda insanları dinlerken vücudum kapalıydı, zaman zaman konuşmaların ortasında giriyordum, onaylayacak olduğumda bile yüzüm öyle görünmüyordu. Bunları söyledi ama agresif değil, net ve meraklı bir tonla. İletişim tarzı farkındalığım o ana kadar neredeydi? Ben iletişimim iyi diye düşünüyordum. Açık, direkt, verimli. Bu tanım benim içindi. Başkalarının beni nasıl gördüğü bambaşkaydı. Mentörümün tuttuğu ayna benim için çift yönlüydü. Hem ne yaptığımı gösterdi, hem de neden yaptığımı sorgulatttı. Konuşmanın ortasına girmek sabırsızlıktan mı, yoksa katılıyorum demekten mi? Yüzüm neden o ifadeyi veriyordu, düşünüyor muydum, yoksa kapalı mı görünüyordum? Bu soruların cevaplarını bulmak haftalar aldı. Çünkü bazı iletişim alışkanlıkları o kadar otomatikleşmişti ki fark etmiyordum. Dikkatli olmak gerekiyordu, o da başlı başına bir çaba. İletişim tarzı farkındalığı konusunda en değerli şey öğrendiğim şuydu: niyetle etki arasındaki fark. Ben iyi niyetle bir şey yapıyordum ama etkisi farklıydı. Bu ayrımı görmek, daha kasıtlı iletişim kurmanın kapısını açtı.