1789 yılında Fransa'da patlak veren devrim, yalnızca bir ülkenin iç meselesi olmaktan çok daha fazlası. Fransız Devrimi etkisi kısa sürede kıtalara yayıldı; monarşileri sarstı, halklar üzerindeki hükümranlık anlayışını değiştirdi ve modern siyasi düşüncenin temel taşlarını koydu. Devrimin öncesinde Fransa'da kral mutlak yetkiyle hüküm sürüyordu. Soylular ve din adamları vergiden muafken, köylü ve burjuva sınıfı ağır vergi yükü taşıyordu. Ekmek fiyatlarının yükselmesi, ekonomik çöküş ve siyasi temsil talebinin görmezden gelinmesi bu dengesizliği patlamaya hazır hale getirdi. Fransız Devrimi etkisinin en önemli boyutu kavramsal. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, sadece sloganlık değil, somut siyasi programlara dönüşen ilkeler bunlar. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, devletlerin vatandaşlarına karşı yükümlülükleri olduğu fikrini ilk kez bu ölçekte dünyaya ilan etti. Evropa'daki diğer ülkeler bu gelişmeleri hem ümitle hem tedirginlikle izledi. Bazı halklarda devrimci hareketler kıvılcım buldu; bazı monarşiler ise tepki olarak güçlendi ya da Fransa'ya savaş ilan etti. Napolyon sonrasında şekillenen Avrupa haritası ve ulus-devlet anlayışı büyük ölçüde bu fırtınanın ardından oluştu. Fransız Devrimi etkisi günümüze kadar uzanıyor. Anayasal düzen, parlamenter demokrasi, laiklik ve bireysel haklar kavramları bu dönemden sonra dünya siyasetinin kök kavramları haline geldi. Bazı tarihçiler devrimin kazanımlarını sorguluyor; özellikle Terör dönemi ve kitlesel şiddet tartışmayı canlı tutuyor. Ama Fransız Devrimi'nin siyasi hayal gücünü nasıl genişlettiği tartışma götürmüyor.