Animasyon nedir diye sorulduğunda, çoğu kişinin aklına çizgi filmler gelir. Oysa animasyon çok daha geniş bir kavram. Temel olarak animasyon, hareketsiz görüntülerin birbiri ardına hızla gösterilmesiyle hareket yanılsaması yaratma sanatıdır. Göz, saniyede yaklaşık 24 kareden daha hızlı değişen görüntüleri ayrı ayrı değil, tek bir sürekli hareket olarak algılar. Bu fenomene "phi etkisi" ya da yaygın adıyla "kalıcı görüntü" denir. Animasyon da tam bu noktada devreye giriyor: tek tek durağan kareler, belirli bir hızda arka arkaya oynandığında beyin onları hareket olarak yorumluyor. Animasyonun tarihi düşündüğünüzden çok daha eskiye uzanıyor. 1800'lerin ortasında icat edilen zoetrope, dönen bir silindirin içine yerleştirilmiş seri resimlerden oluşuyordu. Silindir dönerken yarıklara bakıldığında figürler sanki hareket ediyormuş gibi görünürdü. Bu ilkel ama dahice cihaz, modern animasyonun atası sayılır. Geleneksel animasyonda her kare, sanatçılar tarafından tek tek çizilirdi. Bir saniyeye 24 kare düştüğünde, sadece 10 dakikalık bir animasyon yaklaşık 14.400 çizim anlamına gelir. Bu iş hem sabır hem de ciddi bir ekip çalışması ister. Bilgisayar destekli animasyon bu süreci kökten değiştirdi. Yazılımlar sayesinde sanatçılar artık her kareyi sıfırdan çizmek zorunda kalmıyor; temel pozları belirleyip araçların aradaki kareleri otomatik hesaplamasını sağlıyorlar. Bu tekniğe "tweening" ya da "ara kare üretimi" deniyor. 2D ve 3D animasyon arasındaki fark da burada belirginleşiyor. 2D animasyon düz yüzeyler üzerinde hareket yaratırken, 3D animasyon üç boyutlu dijital modellerin yazılımlar aracılığıyla hareket ettirilmesiyle oluşur. Günümüzdeki büyük stüdyo yapımları çoğunlukla 3D tekniğini kullanıyor. Stop-motion ise bambaşka bir animasyon nedir sorusuna farklı bir yanıt sunuyor. Oyun hamuru, kuklalar ya da gerçek nesneler küçük küçük hareket ettirilerek her adımda fotoğraflanıyor. Bu kareler art arda getirildiğinde sanki nesneler kendi kendine hareket ediyor gibi görünüyor. Ev yapımı küçük projelerden ödüllü filmlere kadar uzanan geniş bir yelpazede kullanılıyor. Animasyon sadece eğlence sektörüyle sınırlı değil. Tıp alanında karmaşık ameliyat prosedürlerini açıklamak, mimaride bina tasarımlarını tanıtmak, mühendislikte prototipleri test etmek için de kullanılıyor. Bir makinenin iç mekanizmasını kelimelerle anlatmak zor ama animasyonla birkaç saniyede net biçimde göstermek mümkün. Eğitimde de animasyonun yeri giderek sağlamlaşıyor. Soyut matematiksel kavramlar, görünmez fizik olayları ya da karmaşık biyolojik süreçler, animasyon sayesinde görsel olarak somutlaşabiliyor. Öğrenciler konuyu sadece okuyarak değil, izleyerek de kavrayabiliyor. Animasyon nedir sorusunun bir diğer boyutu da sanat olarak değeri. Bir animatörün yarattığı her karakter aslında bir tasarım sürecinin ürünü. Karakterin yürüyüş biçimi, yüz ifadesi, ellerin hareketi bile ayrı bir sanatsal karar gerektiriyor. Bu yüzden iyi bir animatör olmak hem teknik bilgi hem de güçlü bir sanat eğitimi istiyor. Mobil uygulamalar ve sosyal medya da animasyonu hayatın daha da içine çekti. Her gün kullandığımız arayüzlerdeki geçiş efektleri, düğmelerin tıklandığındaki küçük hareketler, yükleme ekranlarındaki dönen ikonlar, hepsi birer mini animasyon. Bu alan artık "mikro animasyon" olarak ayrı bir disiplin haline geldi.