Postmodernizm felsefe eleştiri söz konusu olduğunda, tartışmanın çok katmanlı ve çoğunlukla hatalı çerçevelendiğini fark etmek gerekiyor. Postmodernizm hem felsefenin en verimli tartışma alanlarından birini açtı hem de bu alanın içinden bazı akademik karanlık noktalar doğurdu. Bu iki boyutu ayrıştırmadan yapılan eleştiri ya savunma kaba bir indirgemeciliğe düşüyor. Postmodernizm felsefe eleştirisi ilk olarak anlam ve doğruluk konusundaki radikalizme yönelir. Büyük anlatıların sona erdiğini, nesnel gerçekliğin bir kurgu olduğunu savunan tutumlar zaman zaman tutarsız bir konuma sürüklenebiliyor: eğer her şey söylem ve güç ilişkisiyse, bu iddiayı da bir söylem olarak okumak gerekmez mi? Bu öz-çürütme problemi postmodernizmin en zorlu felsefi açmazlarından biri olmaya devam ediyor. Öte yandan postmodernizm, Aydınlanma geleneğinin gözden kaçırdığı bazı şeyleri görünür kıldı. Bilginin güçten bağımsız olamayacağı, "evrensel" kabul edilen kategorilerin aslında belirli bir kültürel ve tarihsel konumdan üretildiği, marjinalleştirilmiş grupların deneyimlerinin ana akım felsefeye dahil edilmesi gerektiği, bunların hepsi felsefi düşünceye gerçek katkılardır. Postmodernizm felsefe eleştirisi bağlamında asıl sorun, metodolojik bir araç olarak kullanılabilecek sorgulamacı tutumun mutlak bir nihilizme ya da her şeyin eşdeğer olduğu relativizme kaymasında. Bu kayma yaşandığında eleştiri, inşa etmek yerine yıkma amacına hizmet eder hale geliyor ve felsefi tartışmalar kısır döngüye giriyor. Felsefenin postmodernizmden sonra nereye gittiğine bakıldığında, yeni ontolojik realizm tartışmaları, spekülatif realizm ve siyaset felsefesindeki yeniden normatifleşme eğilimi dikkat çekiyor. Bunlar postmodernizmin açtığı sorularla yüzleşerek ilerleyen akımlar. Felsefe bitmedi; dönüştü. Postmodernizm bu dönüşümün hem katalizörü hem de tartışma konusu olmaya devam ediyor.