Dolap dolu kıyafet, her gün giyecek bir şey bulamama paradoksunu yaşatabilir. Minimalist giyim ise tam tersini savunur: az ama doğru seçilmiş parçalarla hem sade hem şık bir görünüm elde etmek mümkündür. Minimalist giyim tarzının özünde seçicilik yatar. Bir kıyafet alınmadan önce şu soru sorulur: Bu parça elimdekilerle en az beş farklı kombinle kullanılabilir mi? Yanıt evet değilse o parça gardıroba girmez. Renk paleti bu tarzın belkemiğidir. Siyah, beyaz, gri, krem, bej ve lacivert, nötr ve birbirleriyle uyumlu bu tonlar seçildiğinde her parça neredeyse her parçayla uyum sağlar. Bir ya da iki aksan rengi belirlenebilir; ancak bunlar da gardırobun geri kalanıyla konuşabilen seçimler olmalıdır. Minimalist giyimde kalite miktarın önüne geçer. İyi dikişli, dayanıklı kumaşlı ve doğru kesimli parçalar uzun yıllar kullanılabilir; bu hem çevresel hem ekonomik bir seçimdir. Hızlı moda alışkanlıkları minimalist giyim anlayışıyla çelişir. Basit ama etkili birkaç parça listelenir: temiz kesim siyah pantolon, beyaz ve gri tişört, düz renk yün kazak, klasik kesim beyaz gömlek, uzun trençkot, kaliteli deri ya da süet bot. Bu parçalar dönüşümlü ve katmanlı kullanıldığında haftalarca monoton görünmeden giyilebilir. Aksesuarlarda da minimalist giyim tarzı aynı prensibi sürdürür: sade bir saat, ince bir kolyeye işaret eden zincir ya da tek çift küpe yeterlidir. Abartmak değil, seçmek önemlidir. Bu tarz aynı zamanda bilinçli tüketim alışkanlığının bir yansımasıdır ve her geçen gün daha fazla kişi tarafından benimsenmektedir.