Primat sosyal öğrenme araştırmaları, kültürel aktarımın biyolojik evrimden bağımsız bir bilgi birikimi mekanizması olarak işlev görüp görmediği sorusunu merkeze alır. Bu soru yalnızca primat bilişinin sınırlarını değil, aynı zamanda insan kültürel evriminin temellerini de doğrudan ilgilendirmektedir. Primat sosyal öğrenme kanıtları etolojik gözlem ve deneysel paradigmalar aracılığıyla birikmiştir. Sahadaki gözlemler, farklı coğrafi bölgelerdeki şempanze topluluklarının birbirinden ayrı alet kullanım pratikleri geliştirdiğini belgelemektedir: Fındık kırmada taş kullanımı Batı Afrika şempanzelerine özgüyken Doğu Afrika topluluklarında bu davranışa rastlanmaz. Bu coğrafi ayrışma, genetik farklılıkla açıklanamayacak kadar küçük bir nüfus yapısında gözlemlendiğinden kültürel aktarımın işareti olarak yorumlanır. Primat sosyal öğrenme mekanizmalarının sınıflandırılması, bu alanın en tartışmalı metodolojik sorununu oluşturur. Emülasyon (sonuç kopyalama), taklit (eylem sırası kopyalama) ve öğretim (öğretmen tarafından düzeltilmiş öğrenme) arasındaki ayrım, hangi türlerin gerçekten kültürel aktarım kapasitesine sahip olduğunu belirlemek için kritiktir. Şempanzeler ve orangutanlarla yürütülen iki eylemli görev deneyleri (two-action task), türlerin hem emülasyon hem de sınırlı taklit kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. Primat sosyal öğrenme araştırmasının teorik önemi kümülatif kültür (cumulative culture) sorusunda yoğunlaşır: Şempanzeler her nesilde sıfırdan yeniden keşif yaparken insanlar önceki neslin üzerinde inşa eder. Bu fark, sosyal öğrenme kapasitesinden çok öğretim normları, normatif uyum ve sembolik iletişim gibi tamamlayıcı mekanizmaların insan kültürünü farklılaştırdığına işaret eder.