Salda Gölü beyaz kıyı fotoğraflarını internette o kadar çok görmüştüm ki gerçekte hayal kırıklığı yaratır diye korkuyordum. Tam tersi oldu. Yola çıkmadan önce erken saatte gitmem gerektiğini okumuştum, güneş yüksekmeyken renk daha net görünüyormuş. Sabah yedide arabayı bıraktım, kıyıya yürüdüm. On kişi vardı belki. Sessizdi. Beyaz kıyıya ilk adımı attığımda ayaklarım tuhaf bir şey hissetti. Yumuşak değil, biraz granüler, kireç gibi. Salda Gölü beyaz kıyısının bu beyazlığı hidromagnezit mineralinden geliyor. Renk saf, yapay değil. Güneş vurdukça mavi gölün yanında neredeyse göz alıcı oluyor. Suya girdim. Soğuktu, tahmin ettiğimden fazla. Berraklık gerçekti; ayak parmaklarımı gördüm. Salda'nın suyu bu kadar temiz çünkü dip kaynaklıdır ve bölgenin jeolojisi filtreleme yapar doğal olarak. Kıyıda iki saat geçirdim. Zamanla insan sayısı arttı. Öğleye doğru kalabalık oldu ve sihir biraz dağıldı. Erken gelmenin kararı doğruydu. Hata yaptığım tek şey güneş koruyucuyu atmak. "Bulutlu görünüyor" dedim sabah. Beyaz yüzey ve su yansıması birlikte çalışınca omuzlar hızlı yanıyor. İki gün boyunca hissettim bunu. Salda Gölü beyaz kıyıyı ziyaret edeceklere bir öneri: kuzeybatı kıyısındaki alanlar daha az kalabalık. Meşhur güney girişinden ziyade oraya yürümek daha sakin bir deneyim sundu bana. Yarım saat ekstra yürüme, iki kat daha fazla sessizlik demek. Görmeye değer mi? Evet. Ama sabah gidin, öğleden önce çıkın.