Manuel mod fotoğrafçılık kararı bir anda almıştım. Sormadan, araştırmadan, sadece "otomatik moddan sıkıldım" diyerek. Kameramın modunu M'ye çevirdim. İlk fotoğraf tamamen siyahtı. İkincisi tamamen beyazdı. Üçüncüsü bulanıktı. Anlıyordum teoride: enstantane, diyafram, ISO, bu üçlü ışığı ve derin alanı belirliyor. Ama pratikte elleri tutmak farklıydı. Manuel mod fotoğrafçılıkta ilk haftam tam hayal kırıklığıyla geçti. Arkadaşlarımın fotoğrafları net, renkliydi; benimkiler ya çok açık ya çok kapalıydı. Histogram'ı bilmiyordum bile o zamanlar. Birinci yılda şunu öğrendim: iyi ışık iyi fotoğraf demek. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kötü ışıkta güzel fotoğraf çıkarmak zor. Bu yüzden "altın saat" neden bu kadar konuşuluyor, gün batımından önceki o yarım saat, ışık yumuşak, gölgeler uzun, renkler sıcak. İkinci yılda kompozisyon anlaşıldı. Üçler kuralı, çerçeveleme, negatif boşluk. Bir nesneyi ortaya yerleştirmek yerine sol alt üçte birine taşımak, neden farklı hissettiriyor? Gözün nasıl gezdiğini anlamak bu soruyuu yanıtladı. Manuel mod fotoğrafçılıkta üçüncü yılın en büyük dersi şu oldu: post-prodüksiyonu kabul etmek. İyi fotoğraf sadece çekimde bitmez, renk düzenleme, kontrast, kırpma. Bu işi "hilebazlık" sanan biri olarak başladım; bitirirken bu işin fotoğrafçılığın parçası olduğunu öğrendim. Üç yılın özeti: manuel mod fotoğrafçılık sizi yavaşlatıyor, her çekimi düşündürüyor. Bu yavaşlık başta sinir bozucu, sonra aydınlatıcı.