Dostoyevski okuma deneyimim otuz yaşında başladı, geç kalmıştım sanırım. Biri bir kitabı uzattı, "zorlanabilirsin ama devam et" dedi. İlk yüz sayfa yavaş geçti, ikinci yüz sayfadan sonra kitabı bırakamadım. Dostoyevski okuma deneyiminde ilk şaşkınlık karakterlerin karmaşıklığı. İyi insan kötü davranıyor, kötü insan iyi düşünüyor. Yargılamak istiyorsun, sonra kendi yargını geri çekiyorsun. Bu ritim sayfalarca devam ediyor. Bir noktada kitabı kapatıp birkaç saat öylece oturdum. İçinde bulunduğum ruh hali kitaptaki bir karakterin iç sesine benziyordu. Bunu fark etmek rahatsız ediciydi; edebiyat bazen aynayı tuttu, görüntü hiç beklenmediği anda geliyor. Dostoyevski okuma deneyimi bana dil hakkında bir şey öğretti. Çeviri eseri okuyorsun, ama dil bazen öylesine güçlü ki çeviri hissi vermiyor. Bazı cümleler doğrudan zihnine yazılıyor gibi. Bu yazarın gücü, çevirmenin başarısı, ikisi birleşiyor. Okumayı bitirdiğimde kitabı bir hafta açmadım. Sindirim gerekiyordu. Bazı kitaplar okunur, bazıları yaşanır. Bu kitap yaşandı. İkinci kez okuyacak mıyım? Muhtemelen. Çünkü birinci okumada bazı şeyleri atladım; hız yaptım, kaçırdım. Yavaş okumak istiyorum bu sefer. Dostoyevski okuma deneyimi sabır gerektiriyor, ama o sabrın karşılığını veriyor.