Dalış sertifikası deneyimi benim için hem teknik bir süreçti hem de kendi korkularımla yüzleşme egzersiziydi. Kapalı alan korkusu yoktu tam olarak ama derin suyun altında tek başına kalmak belirsiz bir endişe taşıyordu içimde. Kurs havuzda başladı. Ekipman ağırdı, regülatör ağzımda garip geldi, nefes almayı tekrar öğrenmek gibi bir his. İnstruktörüm "Su altında ritmik nefes almanız lazım, paniklerseniz nefes kesilir" dedi. Bunu aklımdan çıkaramadım ilk haftalarda. Dalış sertifikası deneyiminin dönüm noktası açık su seansı oldu. Ege'de koyda daldık. İlk beş metre inişte kulaklar tıkandı; equalize tekniğini doğru yapmak gerekiyordu. On metreye ulaştığımda yüzeye bakarak durdum; güneş ışığı suyu parçalayarak geliyor, balıklar yanımda kayıyordu. Bu görüntü için kelime bulamıyorum. Su altının sessizliği beni en çok etkileyen şeydi. Kendi nefesimin sesinden başka hiçbir şey yok; ritimli, sakin. Dalış sertifikası deneyiminin bana verdiği en büyük hediye bu sessizliğe erişim oldu. Stresli dönemlerde o sessizliği hatırlıyorum. Teknik açıdan en çok zorlandığım konular şunlardı: boyan kontrolü, ekipmana bağlı dönüşler ve akıntıda yön tutturmak. Bunların her biri kendi pratiğini istiyor. Sertifikayı aldıktan sonra iki ek dalış yaptım. Her seferinde daha rahat, daha odaklı. Dalış sertifikası deneyimi bana sudan ziyade konsantrasyonu öğretti. Su altında varsa sadece şu an var.