Türk animasyon sektörü son yıllarda ciddi bir ivme yakaladığı izlenimi verse de rakamlar çok daha sınırlı bir tabloyu ortaya koyuyor. Yılda bir iki festival ödülü, birkaç uluslararası ortak yapım duyurusu ve ardı ardına açılan animasyon bölümleri... Bunların toplamı gerçek bir sektör olduğu anlamına gelmiyor. Temel sorun şu: Türk animasyon sektörü, üretim kapasitesi değil eğitim kapasitesi üzerinden büyüyor. Onlarca üniversite animasyon programı açtı, mezun sayısı her yıl artıyor; ancak bu mezunları istihdam edecek stüdyo altyapısı kurulamadı. Mezunların büyük çoğunluğu ya farklı alanlara yönelmek zorunda kalıyor ya da yurt dışı prodüksiyonlarda alt yüklenici olarak çalışıyor. İkincisi kötü değil, ama bunu “sektörün büyümesi” olarak tanımlamak yanıltıcı. Türk animasyon sektörünün yapısal sorunlarından biri de finansman modelinin kamu desteğine aşırı bağımlı olması. Yayıncı platformlarının yerli animasyona ayırdığı bütçeler, benzer nüfusa sahip ülkelerin çok gerisinde kalıyor. Piyasa talep yaratmadan sektör kendi kendini taşıyamaz; kamu fonları ise çoğunlukla kısa metraj veya eğitim amaçlı projelere akıyor, uzun metraj ya da dizi formatına değil. Bir diğer kritik açık: özgün fikir geliştirme. Uluslararası pazardan gelen alt yüklenici işlerin avantajı teknik beceriyi finanse etmesidir; dezavantajı ise orijinal IP (fikri mülkiyet) üretmediği için sektörü kronik bir taşeron konumunda tutmasıdır. Güney Kore animasyon endüstrisi tam olarak bu tuzağa düştü, onlarca yıl sonra kendi yapımlarıyla çıkabildi. Türkiye aynı döngüye girme riski taşıyor. Çözüm yoluna dair birkaç somut değerlendirme yapılabilir. Önce piyasa: yayıncı ve dijital platformların yerli animasyona tahsis ettiği bütçe şeffaf biçimde raporlanmalı, sektörün gerçek ölçeği görünür olmalı. Sonra vergi teşviki: animasyon prodüksiyonuna yönelik vergi indirimi modelleri bazı ülkelerde stüdyo sayısını belirgin biçimde artırdı, Türkiye bu modelleri masaya yatırmadı. En önemlisi: eğitim ile sektör arasındaki kopukluğu kapatacak stajyer-stüdyo köprü programları zorunlu hale gelmeli. Mezun sayısını artırmak, istihdam yaratmıyorsa tek başına anlamsız. Türk animasyon sektörü yetenek bakımından yoksul değil. Sorun, bu yeteneği taşıyacak kurumsal ve finansal iskeletin henüz oturmaması.