Dil öğrenmenin çocuklukla sınırlı olmadığını gösteren nörobilimsel kanıtlar güçleniyor. Ergenlik döneminde dil öğrenme nörobilim alanındaki son araştırmalar, on iki ile on yedi yaş arasındaki bireylerin yetişkinlere kıyasla son derece hızlı dil edinimi gerçekleştirebildiğini ortaya koyuyor. Ergenlik döneminde dil öğrenme nörobilim perspektifinden ele alındığında, bu yaş grubunun kritik avantajları açıkça görülüyor. Ergenlerin hem çocukların nöral esnekliğinden hem de yetişkinlerin bilişsel stratejilerinden yararlanabildiği öne sürülüyor. Sözcük öğrenme hızı ergen beyninde zirveye ulaşıyor; soyut gramer yapıları ise çocukluk dönemine kıyasla daha bilinçli bir stratejiyle işlenebiliyor. Ergenlik döneminde dil öğrenme nörobilim araştırmaları aynı zamanda bu süreçteki bağlam etkenini de mercek altına alıyor. Yoğunlaştırılmış ortam programları, akranlarla hedef dilde gerçek iletişim fırsatları ve kültürel içerik eşliğinde yapılan öğrenmenin ergen dil ediniminde özellikle güçlü sonuçlar ürettiği belirtiliyor. Okul müfredatları açısından bu bulgular önem taşıyor. Ortaokul düzeyinde başlayan yabancı dil öğretiminin sınırlarına ilişkin pesimist yaklaşımları sorgulayan araştırmacılar, ergenlik dönemini bir kayıp pencere olarak değil tersine aktif değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak tanımlıyor. Velilerin sıkça sorduğu "İçin çok mu geç?" sorusuna yanıt arayan nörobilimciler, ergenlik döneminde dil öğrenme nörobilim verilerine dayanarak hayır yanıtını güvenle verebileceklerini ifade ediyor. Beyin yaşam boyu bir düzeyde esnekliğini korurken ergenlik, bu esnekliğin öğretimle buluştuğu verimli bir dönem olarak tanımlanıyor.