Ahlat Selçuklu mezarlığı ziyareti daha önce okuduğum bir yazının sonucuydu. "Dünyanın en büyük ortaçağ mezarlıklarından biri" yazıyordu. Bir taş kitabe fotoğrafı vardı yanında. Gitmem gerekiyordu. Van Gölü'nün kuzeyinde Bitlis sınırı yakınında. Rüzgarlı bir gün seçtim yanlışlıkla, ya da yanlışlık değil belki. Rüzgar orada farklı çalıyor; bozkırda rüzgar tek başınalığı daha derin hissettiriyor. Ahlat Selçuklu mezarlığı ziyaretine girince önce boyut şaşırttı. Binlerce taş, her yönde uzanıyor. Bazıları düzgün, bazıları eğilmiş, bazıları yere düşmüş. Fotoğraftaki düzen gerçekte çok daha kaotik ve çok daha güzel. Taşları okumaya çalıştım. Arapça ve Farsça yazılar, süsleme motifleri. Anlamıyorum ama formları tanıyorum. Geometrik örüntüler, bitkisel motifler, zaman zaman hat yazısı. Bu taşları yapan ustalar yüzyıllar önce çalışmıştı ve ellerinin izi hâlâ görülüyordu. Saatlerce yürüdüm. Bir yerde durdum, oturdum, sadece baktım. Yaklaşık dokuz yüz yıllık bir yer. Kim bunlar? Bölge halkı, tüccarlar, askerler, yöneticiler. Hepsi bu taşların altında, hepsi bu motiflerin içinde. Ahlat Selçuklu mezarlığı ziyareti beni tarih okumaktan çok tarihte durmayı öğretti. Bir yerde ayakta durup geçmişin ağırlığını fiziksel olarak hissetmek, okuduğumdan daha gerçek.