Gönüllülük fotoğraf etiği, sosyal medya çağıyla birlikte köklü bir sorun olarak gündemin üst sıralarına taşındı. Bir hayır etkinliğinde çekilen fotoğrafın "iyi niyetle" paylaşılması, onayı alınmayan kişilerin mahremiyetini ihlal edebilir; dahası, yardım ilişkisini güç dengesizliğini pekiştiren bir gösteriye dönüştürebilir. Gönüllülük fotoğraf etiği açısından en kritik sorun, yardım alan kişinin onayı meselesidir. Yoksulluk, hastalık ya da zorlu yaşam koşullarıyla mücadele eden insanları fotoğraflamak ve bu görüntüleri sosyal medyada paylaşmak, o kişilerin onurunu riske atar. "İyilik yapıyorum" niyeti, etik sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Özellikle çocukların yer aldığı fotoğraflar gönüllülük fotoğraf etiği tartışmasının merkezinde. Çocukların yüzlerinin görünür paylaşılması, velinin açık onayı olmaksızın hukuki ve etik sorunlar yaratır. Uluslararası gönüllü kuruluşlarının büyük çoğunluğu bu konuda protokol geliştirmiş olsa da bireysel gönüllüler arasında farkındalık son derece düşük. Fotoğrafın amacı da sorgulanmalıdır. Bağış toplamak için gerçek bir ihtiyacı göstermek ile kişisel saygınlık kazanmak için yardım eden kişinin fotoğrafını paylaşmak birbirinden çok farklı şeylerdir. Gönüllülük fotoğraf etiği bu ayrımı netleştirmeyi zorunlu kılıyor. Bireysel gönüllülerin şu ilkeyi benimsemesi öneriliyor: Önce sor, sonra çek, sonra paylaş. Ve paylaşmak zorunda olmadığını hatırla. İyilik yapmak, bunu belgeleme zorunluluğu getirmez.