Karanlık gökyüzü arayışım, şehirde yıllarca bakış açımı sınırlayan bir şeyden kurtulmak istediğimde başladı. Şehirde teleskopla gözlem yaptım yıllarca. Ay, Jüpiter, Satürn görünüyordu ama Samanyolu'nu hiç göremedim. Uzun pozlama fotoğraflarda şehir ışıkları her şeyi patlak turuncu bir renk içinde batırıyordu. Gerçek gökyüzünü görmek istiyordum. Haritayı açtım, ışık kirliliği haritasına baktım. Şehrimden iki yüz kilometre uzakta koyu mavi bölgeler vardı, karanlık gökyüzü arayışı için uygun alanlar. Hafta sonunu seçtim, yola çıktım. Yolculuk sırasında gökyüzünün değişimini görebiliyordum. Şehirden uzaklaştıkça üstümdeki portakal rengi giderek azalıyor, koyu bir mavi beliriyordu. İki yüz kilometre sonra araca park ettim, motoru kapattım ve dışarı çıktım. Karanlık gökyüzü arayışının sonu şu oldu: başımı kaldırdım ve durdum. Samanyolu mavi-beyaz bir bant olarak gökyüzünü boydan boya kesiyordu. Gözlerimle bu kadar yıldızı hiç görmemiştim. Galaktik merkez yönünde yoğunluk artıyordu, duman gibi gri-beyaz. Bu duman milyarlarca yıldızdı. Karanlık gökyüzü arayışında getirdiğim teleskopla birkaç sahibi boyunca gözlem yaptım: M13 küre kümesi, Andromeda galaksisi, çift yıldızlar. Bunların hepsi şehirde ya hiç görünmüyor ya da soluk görünüyordu. Burada gerçek renkler ve derinlikleriyle önümdeydiler. Gece boyunca kalktım. Serinledi, çiğ indi, battaniyeye sarındım. Sabah gün ışığı geldikçe yıldızlar söndü. Dönüş yolculuğunda iki yüz kilometre daha az hissettim.