Hip hop dans başlangıç deneyimim gerçek bir özgüven sınavıydı. Stüdyoya ilk girdiğimde soyunma odasında ayakkabılarımı bağlarken içimden 'geri dön' diye bir ses geldi. Girdiğimde salonun ortasında dördü beşi olan çocuklar müziğe kilitmiş dans ediyordu. Yirmi sekiz yaşındaydım. Hip hop dans başlangıç deneyiminin ilk dersi şok gibiydi. Herkes ritmi içgüdüsel olarak yakalamış görünüyordu; ben ise hangi ayağın önce gideceğini sayan biriyim hâlâ. Hoca 'serbest hareket' dedi, ben dondum. İki ders sonra bırakmayı düşündüm. Sonra kendime bir şey sordum: 'Bunları izlemek mi istemiyorum, yoksa onlar gibi olmayacağım korkusuyla mı gitmek istemiyorum?' Fark önemliydi. Birinci sorunun cevabı hayırdı, izlemek istiyordum, dans etmek istiyordum. İkinci soruya ise şu cevabı verdim: olmasam da olur. Hip hop benim için bir yaşam biçimi olmak zorunda değildi; sadece hareket etmek, müziği bedenle hissetmek istiyordum. O perspektif değişikliği her şeyi değiştirdi. Artık kendimi onlarla karşılaştırmıyordum. Geçen haftaki halimle karşılaştırıyordum. Hip hop dans başlangıç deneyimi bana sahnede değil, kafada verilen bir mücadele olduğunu öğretti. Altı ay sonra koreografi dersine geçtim, hâlâ en iyisi değilim ama artık korkmuyorum.