Yüz Yıllık Yalnızlık eleştirisi yapıldığında çoğu zaman iki aşırı uçta kalınıyor: ya eser kutsanıyor ya da \"anlayamadım\" diyenler sessizce kenara çekiliyor. Oysa romanın gerçek gücünü ve gerçek sınırlarını görmek için ikisinin de dışında durmak gerekiyor.\n\nRomanın tartışmasız güçlü yanı var: yüz yıllık bir aile tarihini tek bir coğrafyanın kaderiyle örtüştüren döngüsel yapı, Latin Amerika'nın sömürgecilik ve iç çatışma tarihini alegorik düzlemde kurguya taşıma becerisi ve nesil nesil tekrarlanan isimlerin yarattığı yorgunluk hissi, bu yorgunluk kasıtlı ve başarılı. Büyülü gerçekçilik burada süslemek için değil, gerçekliği tersyüz ederek anlatmak için kullanılıyor.\n\nYüz Yıllık Yalnızlık eleştirisi söz konusu olduğunda görmezden gelinen sorun: romanın karakterleri çoğunlukla derinliksiz araçlara dönüşüyor. Buendía hanedanı o kadar çok kişiden oluşuyor ki aralarındaki duygusal mesafe okuyucuya da geçiyor; ancak bu sefer kasıtlı değil, yapısal bir tercih sonucu. Karakterlerin psikolojik iç katmanı, epik coğrafi ve tarihsel çerçeveye feda ediliyor. Ursula'nın uzun ömrü gibi harika istisnalar var; ama bu istisnalar genel tabloyu değiştirmiyor.\n\nBir de \"anlaşılmazlık\" meselesi var. Birçok okuyucu romanı yarıda bırakıyor; bunun suçu çoğunlukla okuyucuya yükleniyor. Oysa romanın bazı bölümleri gerçekten öz-referanslı bir biçimde sürünüyor: aynı adları taşıyan farklı karakterler, çözüme kavuşmayan yan hikâyeler ve mekânsal devamlılık sorunları. Bu yapısal karmaşanın bir kısmı bilinçli tercih, bir kısmı ise kontrol edilemeyen büyüme.\n\nRomanı büyük yapan şey siyasi ve tarihsel güçtür. Latin Amerika edebiyatını dünya gündemine taşıması, boom kuşağının kapısını açması, postkolonyal anlatının araçlarını genişletmesi, bunlar gerçek. Ama bu tarihsel ağırlık, romanın iç yapısındaki sorunları örtmemeli.\n\nYüz Yıllık Yalnızlık'ı okumak anlamlı. Onu kusursuz saymak ise eleştirel bir tutumu değil, bir edebiyat mitini sürdürmek.