Aristoteles mutluluk konusunda herkesten farklı bir şey söyledi. "Mutluluk bir his değil, bir eylemdir" dedi. Yani keyifli bir duygu değil; yaşanılan, pratikte görünen bir şeydir mutluluk. Aristotelese'e göre mutluluğun Yunanca karşılığı "eudaimonia"dır. Bu kelime çoğu zaman "mutluluk" olarak çevrilir ama tam karşılığı "iyi yaşama" ya da "tam anlamıyla insan olmak" gibi bir şeydir. Yani Aristoteles, mutluluğu anlık zevkle ya da maddi tatminle özdeşleştirmez. Aristotelese mutluluk için en önemli kavram erdemdir (arête). İnsan, kendine özgü işlevi en iyi şekilde yerine getirdiğinde mutlu olur. Peki insanın kendine özgü işlevi nedir? Akıl yürütme. Diğer canlıların yapamadığı ama insanın yapabildiği şey: akıl, düşünce ve erdeme dayalı eylem. Bu yüzden Aristoteles mutluluk anlayışında, iyi bir insan olmak ile mutlu olmak birbirinden ayrılmaz. Dürüstlük, cesaret, adalet, ölçülülük, cömertlik gibi erdemleri pratikte yaşayan biri, eudaimonia'ya ulaşabilir. Bu erdemler tek seferlik değil; alışkanlık haline getirilerek inşa edilir. Ama Aristoteles insancıl bir filozoftu. Mutlu olmak için sadece erdem yetmez, dedi. Dış koşulların da belirli bir düzeyde olması gerekir: temel ihtiyaçlar karşılanmış olmalı, sağlık, sosyal ilişkiler ve makul bir yaşam standardı mevcut olmalıdır. Yani yoksulluk içinde ya da kronik hastalıkla boğuşurken tam eudaimonia'ya ulaşmak zorlaşır. Aristotelese göre mutluluk aynı zamanda toplumsal bir şeydir. İnsan doğası gereği "politik bir hayvan"dır, topluluk içinde yaşar. Arkadaşlıklar, aile, toplumun iyiliğine katkı, bunlar mutluluğun ayrılmaz parçalarıdır. Bu görüşler iki bin yılı aşkın süredir tartışılmaktadır. Çünkü hâlâ derin bir şey söylüyorlar. Anlık haz mı yoksa uzun soluklu bir yaşam biçimi mi? Keyif mi, anlam mı? Aristoteles mutluluk için ikincisini seçti. Ve bu tercih, onun felsefi mirasının özüdür.