Epiktetos felsefesiyle bir kitabın sonunda kısa bir alıntı aracılığıyla tanıştım. Şöyle diyordu: "İnsanları rahatsız eden şeyler değil, şeyler hakkındaki fikirleridir." Bu cümleyi okuduğumda durdum. Kitabı kapattım. Bir daha açtım, aynı cümleye baktım. Epiktetos köle olarak doğmuş, efendisi onu işkenceye uğratmış. "Bacağımı kıracaksın," demiş ve bacağını kırmışlar. O da sakin bir şekilde "sana söylemiştim" demiş. Bu hikâye aklımı karıştırdı. Nasıl bu kadar sakin olunabilir? Bu soruyu yanıtlamak için onun asıl eserlerini aramaya başladım. Epiktetos felsefesinin özü şu: Her şey iki kategoride. Kontrolünde olan, düşünceler, niyetler, tepkiler. Kontrolünde olmayan, diğer her şey. Bütün acı, bu iki kategoriyi karıştırmaktan doğuyor. Bu perspektifle kendi hayatıma baktım. Kaç şeye üzülmüştüm ki kontrolümde değildi? Birinin beni nasıl değerlendirdiğine, kararların nasıl çıktığına, başkalarının ne düşündüğüne. Bunların hiçbiri benim kontrolümde değildi. Epiktetos felsefesi bende bir temizlik yarattı. Hepsini hemen bırakmadım, bırakmak mümkün de değil. Ama en azından şimdi soruyorum: "Bu benim kontrolümde mi?" Hayır diyorsam, bırakmak için en azından bir sebebim var. O küçük alıntıyla başlayan şey, kendimle ilişkimi değiştiren bir yolculuğa dönüştü.