Sokak sanatı yasal durumu, şehirlerin kamusal alanı kimin için ve ne amaçla düzenlediğine dair temel bir soruyu gün yüzüne çıkarıyor. Ticari reklam panoları kentsel görsel alanın büyük bölümünü işgal ediyor ve buna yasal güvence sağlanıyor. Buna karşın, izinsiz yapılan sokak sanatı yıkım kararı ve cezayla karşılanıyor. Bu asimetri, kamusal alanın kimin tasarım dili üzerinde söz hakkı olduğuna dair açık bir tutumu yansıtıyor. Sokak sanatı yasal durumu dünyanın farklı şehirlerinde farklı biçimlenmiş. Yasal duvar programları, sokak sanatı sanatçılarını kentsel dönüşüm projelerine dahil eden belediyeler ve müze koleksiyonlarına giren sokak sanatı işleri, bu üretimin meşruiyet kazanma kapasitesi olduğunu gösteriyor. Ancak bu meşrulaşma süreci çoğunlukla sokak sanatını terbiye ediyor; öfkeyi ve gerçek muhalefeti törpülüyor. Yapıcı bir tartışma için şu ayrımın yapılması gerekiyor: Kamusal alanda izinsiz üretim, kişisel mülkiyete verilen zarar ile aynı kefede değerlendirilemez. Binalar, köprüler ve kamu alanları üzerindeki görsel ifade hakkı, mülkiyet hakları kadar güçlü bir kamusal çıkara karşılık geliyor. Sokak sanatı yasal durumu tartışması, vandalizm çerçevesinin dışına çıkarak ifade özgürlüğü ve kentsel estetik demokrasisi olarak yeniden kurgulanmayı hak ediyor.