O gün hayatımın en yorucu ama en renkli mesai saatlerinden birini yaşadım. Davetiyede 'küçük bir düğün tercümanlığı' yazıyordu. Gidince anladım ki beş farklı ülkeden gelen misafirler, iki farklı törendeki konuşmalar ve bir de sürpriz dans performansı için çeviri gerekecek. Düğün tercümanlığı, konferans ya da iş görüşmesi tercümanlığından çok farklı. Duygular yoğun, atmosfer ağır, zaman baskısı beklenmedik anlarda geliyor. İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Arapça, beş dilde akan o günde düğün tercümanlığının benden ne istediğini ilk kez gerçekten anladım. En zorlu an, gelin ağlarken yaptığı konuşmaydı. Türkçe'den Fransızca'ya geçiş yaparken sesindeki titremeyi aktarmaya çalıştım. Kelimeleri değil, hissi çeviriyordum. Bu benim için bir kırılma noktasıydı: düğün tercümanlığı, teknik doğruluktan çok duygusal sadakat gerektiriyor. Gün içinde birkaç kez bocaladım. Arapçada bazı akraba isimleri için doğru kalıbı bulamadım, İtalyan misafirlerin ağzından çıkmayan şaşkın bir kahkahayı atlattım. Ama genel olarak akışı korudum. Damat bana gün sonunda 'Seni duymadan da seni hissettik' dedi. Bu sözü hâlâ hatırlıyorum. O günden öğrendiğim en büyük şey: düğün tercümanlığı öncesi o aileyi, gelinlerin birbirini nasıl tanıdığını, törenin ruhunu anlamak gerekiyor. Sözleşme imzalamadan önce mutlaka bir ön görüşme yapıyorum artık. Dil biliyor olmak yetmiyor, hikâyeyi de bilmek gerekiyor.