Polinasyon gözlemi için dağa çıkmak aklımda yoktu. Sıradan bir yürüyüştü, güzel hava, yeşil alan, biraz dinlenme. Ama küçük bir yabani çiçeğin üzerine konan arıyı izlemeye başlayınca plan değişti. Arı çiçeğin etrafında döndü, içine girdi, biraz oyalandı, çıktı. Bacaklarında sarı bir şey vardı, poleni böyle topluyordu. Bir sonraki çiçeğe geçti. Aynı şeyi yaptı. Ama bu sefer bıraktığı poleni bırakıyordu, aldığı poleni alıyordu. Bir nakliye aracı gibi. Polinasyon gözlemi bu kadar basit ve bu kadar mükemmeldi. Arı bal için geliyor, çiçek ise üreme için arıyı kullanıyor. İkisi de kazanıyor. Ders kitabında "mutualizm" diye geçen kavramı canlı gördüm. Bir de şunu fark ettim: çiçekler neden renkli ve kokulu? Arıları çekmek için. Benim güzel bulduğum şeylerin evrimsel bir işlevi var. Koku ve renk beni cezbettiği gibi tozlaştırıcıyı da cezbediyor. Bu düşünce çiçeklere bakışımı değiştirdi. Polinasyon gözlemi için ayrıca dağa çıkmak şart değil. Balkon saksısı, park, bahçe, arı olan her yer. Ama o gün dağda, açık havada, kendi hızımda izlemek farklıydı. Dikkatimi vermeme yol açan şey acele yokluğuydu. Biyoloji bir sınıf konusu olmaktan çıkıp her yerde gördüğüm bir dil haline geliyor. Polinasyon gözlemi o dili öğrenmenin bir dersi gibiydi benim için.