İlk günce not defterim yirmi yaşımdayken aldığım küçük, siyah bir deftere yazdığım üç cümleydi. "Bugün çok yoruldum. Sınav kötü gitti. Uyumak istiyorum." O zaman düşünmedim ama bu küçük alışkanlık on yılı aşkın bir süreye yayılacaktı. Günce yazma alışkanlığı benim için farklı dönemlerde farklı şeyler ifade etti. Gençken bir tür şikâyet deposuydu. Otuzlarda ise daha çok bir düşünce laboratuvarına dönüştü. Aynı defterde birden fazla insan yaşadı gibi hissediyorum, hepsinin el yazısı benim ama bakış açıları farklı. Günce yazma alışkanlığının en beklenmedik faydası belleği görünür kılmasıydı. Beyin seçici hatırlar. Benim belleğim kötü şeyleri büyütme, iyi şeyleri küçültme eğilimindeydi. Ama günce dürüst. Bir dönem "hep böyle kötüydü" dediğimde deftere bakıyorum ve hayır, böyle değildi. Bir dönem de "çok iyi bir aşamaydı" deyip bakıyorum, hayır, o dönemde de zorluklar vardı. Yazmak aynı zamanda düşüncemi netleştiriyor. Kafamda dönen bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum, yazmaya başladığımda genellikle şekilleniyor. Bir arkadaşıma "kelimelerle düşünüyorsun demek" demişti. Evet, tam olarak. Günce yazma alışkanlığında en çok öğrendiğim şey süreklilik değerdi. Her gün değil, her hafta da değil. Ama düzenli olarak. Kopukluklar oldu, aylar boş kaldı. Ama her döndüğümde defter oradaydı, yargılamadan bekliyordu. Eski defterlerimi okumak zaman yolculuğu gibi. O kaygılı, aceleci, arayış içindeki insan benimdi. Ve şu an yazdıklarım da birkaç yıl sonra geçmişe bakacak.