Faizsiz gelir borç döngüsü diyebileceğim bir tuzağa nasıl düştüğümü anlamam iki yıl aldı. Ve bu iki yılın önemli bir bölümünde bunun farkında değildim. Her ay maaşım yatıyordu. Her ay bir şeyler ödüyordum. Bir kredi kartı, bir tüketici kredisi, bir küçük ek borç. Hesaplar kapatılıyordu. "İdare ediyor" diyordum. İyi idare ettiğimi sanıyordum. Bir gün, tam olarak ne ödediğimi anlamak için tüm ödemeleri bir kağıda yazdım. Toplam rakamı görünce durdum. O ay ödediğim faiz ve borç taksitlerinin toplamı, aldığım aylık ücretin yüzde kırkından fazlaydı. Faizsiz gelir borç döngüsünü o an gördüm, gerçekten gördüm. Panik yapmadım, dondum. Sonra hesaplamaya devam ettim: Bu oranla ne kadar süre gerekecek, borç bitecek mi, yoksa borç artacak mı? Cevap çarpıcıydı. Artıyordu. Çünkü bir borç kapanırken başkası açılıyordu. Faizsiz gelir borç döngüsünden çıkış bir gecede olmadı. Bir plan yapmak zorundaydım. Hangi borç en yüksek maliyetli? Oradan başladım. Harcamaları kıstım, acı verdi çünkü bazı şeyler alışkanlık haline gelmişti. Ek gelir aradım, küçük freenas işler yaptım. On sekiz ay sonra tablonun rengi değişmeye başladı. Hâlâ borçsuz değilim, ama artık faizler gelirimin küçük bir bölümü. Bu süreçten en büyük dersim: Sayıları görmemek, onları ortadan kaldırmıyor. Erken bakmak, daha az acı verir.