Festival sineması eleştirisi, sanat sinemasının kapalı bir çevre estetiği içinde döndüğü ve geniş kitlelere erişemediği yönündeki argümanı ele alıyor. Bu argüman hem meşru bir kaygıya işaret ediyor hem de bazı önyargıları barındırıyor. Festival sineması eleştirisi içinde en sık dile getirilen nokta şu: ödül alan, uluslararası prestij kazanan filmler çoğunlukla Türkiye'de gösterim bulamıyor ya da çok sınırlı sayıda sinemada, kısa süreliğine gösterime giriyor. Bir filmin Cannes'da ödül alması, Türk izleyicisinin onu rahatlıkla izleyebileceği anlamına gelmiyor. Dağıtım zincirinin bu boşluğu, seyircinin seçim şansını başından kısıtlıyor. Bir de anlatı tercihi var. Festival sinemasının bir kesimine yönelen adil bir eleştiri şu: bazı yapımlar biçimsel deneyimi içeriğin önüne geçiriyor. Uzun, sessiz sahneler, belirsiz bırakılan anlatı eksenleri ve görsel yoğunluk, bunlar sinema dilinin meşru araçları. Ama sinemanın toplumsal bir sanat formu olduğu düşünüldüğünde, bu dili tanımayan izleyiciyle bağ kurmayı neden denemek gerekmiyor sorusu sorulabilir. Festival sineması eleştirisi bazen ters yönde de hatalı bir önyargı içeriyor. Sanat sinemasını anlamak için özel bir eğitim ya da sosyal sınıf gerektiğine dair bir varsayım zaman zaman eleştirmenlerin de gündemine giriyor. Bu varsayım tersine dönüştürülebilir: izleyici karmaşık sinemayı kaldırabilir, sorun genellikle erişim ve sunum biçimindedir. Yapıcı bir yaklaşım şunları içerebilir: film kültürü dergilerinin ve sinemalık eleştiri yazımının güçlendirilmesi, sinema kulüplerinin ve gösterim kolektiflerinin desteklenmesi, dijital platformlar üzerinden sanat sinemasına erişimin artırılması. Festival sineması ile seyirci arasındaki mesafe, sinemacının veya seyircinin değil yapısal erişim sorunlarının yarattığı bir mesafe.