Osmanlı Cumhuriyet dönemi mimari karşılaştırması, salt estetik bir tartışmanın ötesinde iki farklı toplum tasarımı felsefesinin mimarideki yansımasını ortaya koyar. Her iki dönem de kendi siyasal ve kültürel iklimine özgü çok katmanlı bir mimari dil geliştirmiştir. Osmanlı mimarisi, imparatorluğun geniş coğrafyasından beslenen çok kültürlü bir sentezi temsil eder. Cami, medrese, han ve kervansaraydan oluşan külliye geleneği, kamusal mekanı işlevsel ve anlamlı bir bütün olarak ele alır. Kubbe ve yarım kubbe sistemleri, kasnak ve pandantiflerle büyük açıklıklar geçilir; ışık kullanımı dramatik ve simgesel bir anlam taşır. Geleneksel konut mimarisinde ise ahşap cumba, kafes pencere ve sofanın merkezi konumu karakteristiktir. Mimari cinsiyete dair toplumsal pratiklerle iç içe geçmiştir; selamlık-haremlik ayrımı mekana doğrudan yansımıştır. Cumhuriyet dönemi mimarisi ise modernleşme ve batılılaşma paradigmasını biçimlendirici bir ilke olarak benimser. 1930'ların erken Cumhuriyet modernizmi rasyonel plan, simetri ve anıtsal cephe anlayışıyla dönemin devlet ideolojisini yansıtır. Ankara'daki kurumsal yapılar bu anlayışın simgeleridir. 1950'lerden itibaren uluslararası modernizmin etkisiyle betonarme slab yapılar öne çıkar; yerli malzeme ve işçilikten uzaklaşılır. Osmanlı Cumhuriyet dönemi mimari karşılaştırmasında Osmanlı mimarisi iklim ve bölgeye duyarlı, el sanatlarıyla bütünleşik bir geleneği yansıtırken Cumhuriyet mimarisi evrensel standartları yerel koşullara uyarlamayı hedeflemiştir. İki dönemin de güçlü yanları var: Osmanlı mimarisi mekânsal zenginliği ve iklim uyumu bakımından ilham verici, Cumhuriyet mimarisi ise program çeşitliliği ve kentsel ölçek kapsayıcılığı açısından değerlidir.