Zor boss yenmek deneyimini yaşayanlar bilir: O tatmin başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Ben de bunu yaşadım ve hâlâ düşündüğümde içimde bir şey ışıldıyor. O boss'la ilk karşılaşmamda birkaç saniye içinde öldüm. İkincide, üçüncüde de. On beşinci denemede patern öğrenmeye başladım. Otuzuncu denemede neredeyse geçmiştim; yüzde beş canı kalmıştı, ben öldüm. O an çok sinirden konsolun denetleyicisini bıraktım ve yürüyüşe çıktım. Ama geri döndüm. Zor boss yenmek için strateji araştırdım. Hangi ekipman daha etkili, zırh mı hız mı, hangi pencerede saldırmak daha güvenli. Bu araştırma oyunun kendisi kadar zevkli olmaya başladı. Elliinci denemede bir şeyler değişti. Artık boss'un hareketlerini önceden okuyordum, tepkilerim otomatikleşmişti. Ve o an geldi: Saldırı, parilama, karşı atak, canı sıfıra indi. Ekranda zafer müziği çaldı. Ellerimi havaya kaldırdım, sesli bağırdım. Saat gece birdi, komşular duymuş olabilir. Zor boss yenmek bir oyun anından fazlası. Zorluğun değer taşıdığını öğretti bana. Kolay yoldan elde edilen tatmin hızla buharlaşır; emek verilen tatmin kalır. Bu algıyı oyun dışına da taşıdım: Zor bir şeyin üstünden geldiğimde o aynı duyguyu arıyorum. Çoğu zaman bulamıyorum çünkü hayat oyun değil. Ama o mantık, çabayı bırakmamak, doğru. Zor boss bunu öğretti bana.