Kalabalık sınıf sorunu, Türkiye eğitim sisteminin en görünür ve en az tartışılan yapısal sorunlarından biri. Tartışıldığında ise çoğu zaman yanlış adrese yöneltilir. Bir sınıfta 40 ya da daha fazla öğrenci. Öğretmen bu kalabalıkla hem ders anlatmak, hem sınıf yönetmek, hem bireysel farklılıklara yanıt vermek, hem de not tutmak zorunda. Bu koşullar altında nitelikli eğitim üretmek matematiksel olarak son derece güç. Kalabalık sınıf sorunu tartışıldığında yapılan en yaygın hata, meseleyi öğretmen niteliğine bağlamaktır. "İyi öğretmen kalabalık sınıfla da başarılı olur" söylemi hem gerçeği çarpıtır hem de yapısal sorunu görünmez kılar. Kalabalık sınıf sorunu bu açıdan birkaç boyutuyla ele alınmalı. Birincilik sorunu: Araştırma bulguları. Eğitim araştırmaları, sınıf büyüklüğünün öğrenme kalitesi üzerinde anlamlı etkisi olduğunu gösteriyor. Özellikle ilkokul düzeyinde küçük sınıfların hem akademik başarı hem de öğrenci-öğretmen ilişkisi kalitesi üzerinde olumlu etkileri belgelenmiştir. Bu bir sezgi değil, araştırmayla desteklenmiş bir bulgudur. İkinci sorun: Bireyselleştirme imkânsızlaşır. Otuz beş veya kırk öğrencilik bir sınıfta, öğretmenin her öğrencinin öğrenme hızını, stilini ve güçlük alanlarını izlemesi fiziksel olarak mümkün değildir. Sınıf ortalamasına yönelik öğretim zorunlu hâle gelir; bu da hem yavaş hem hızlı öğrenciler için kayıp demektir. Üçüncü sorun: Kalabalık sınıf davranış yönetimini zorlaştırır. Öğretmen zamanının ve enerjisinin önemli bir bölümü disiplin sorunlarını çözmeye harcanır. Bu da gerçek öğretim süresini azaltır. Dördüncü sorun: Öğretmen tükenmişliği. Kalabalık sınıflarla çalışmak, öğretmenlerin fiziksel ve duygusal tükenme riskini artırır. Tükenmiş bir öğretmenin nitelikli ders vermesi güçleşir. Bu da hem öğrencilere hem de öğretmenlere zarar verir. Kalabalık sınıf sorunu, siyasi irade ve kaynak tahsisi gerektiren yapısal bir meseledir. Bunu öğretmenlerin bireysel kapasitesine havale etmek, hem adaletsiz hem de etkisizdir.