Organik gıda besleyici değer açısından konvansiyonel gıdadan üstün mü sorusu, tüketicilerin kafasında uzun zamandır yanıt bekleyen bir soru. Pek çok kişi organik ürünler için ekstra ödemeyi, bu ürünlerin daha fazla vitamin, mineral ve antioksidan içerdiği inancıyla yapıyor. Ancak bu inancın beslenme bilimi tarafından ne ölçüde desteklendiği, sanılanın çok gerisinde kalıyor. Organik gıda besleyici değer karşılaştırmaları üzerine yapılan kapsamlı sistematik incelemeler, tutarsız sonuçlar ortaya koyuyor. Stanford Üniversitesi'nin 2012 tarihli meta-analizi, organik ile konvansiyonel gıdalar arasındaki besleyici içerik farklarının büyük çoğunluğunun klinik açıdan anlamlı olmadığını saptadı. Bazı parametrelerde organik lehine küçük farklar gözlemlense de bu farklar, sağlık üzerinde belirgin bir etkiyle ilişkilendirilemedi. Organik gıda besleyici değer tartışmasında toprak kalitesi kritik bir etken. Organik tarım pratiğinde toprağa kimyasal gübre uygulanmadığı için, daha sağlıklı toprak mikrobiyomu korunabiliyor. Bu durum, teorik olarak bazı minerallerin bitkiye geçişini artırabilir. Ancak toprak kalitesi büyük farklılıklar gösterir ve organik etiket, toprak yönetimini değil yalnızca sentetik girdi yasağını güvence altına alır. Pestisit kalıntısı ise organik gıda tercihinin gerçekten daha güçlü bir gerekçesini oluşturuyor. Organik ürünlerde konvansiyonel ürünlere kıyasla çok daha düşük düzeyde sentetik pestisit kalıntısı saptanıyor. Bu fark, besleyici değer üzerinden değil, kimyasal maruziyeti azaltma perspektifinden değerli bir ayrım. Organik gıda besleyici değer açısından mutlak bir üstünlük taşımıyor olsa da, bazı tüketiciler için bu seçim anlamlı olmaya devam edebilir. Pestisit maruziyetini azaltmak, yerel ve küçük ölçekli çiftçiliği desteklemek ya da belirli tarım uygulamalarını tercih etmek kişisel gerekçeler olabilir. Ancak bu gerekçelerin besleyici değer argümanıyla desteklenmesi, mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçiyor.