İlk gönüllülük deneyimim, kafamda çizdiğim tablonun çok dışında geçti. Kayıt olurken kendime yönelik birkaç beklentim vardı: insanlara yardım edeceğim, iyi hissedeceğim, güzel anlar yaşayacağım. İlk gönüllülük deneyiminin gerçeği bunların hepsini içeriyordu ama sırayla değil, karmakarışık geldi. O sabah proje koordinatörü bizi karşıladı. Brifingi dinledik. İlk gönüllülük deneyimimin ilk sürprizi: Çok daha fazla organizasyon gerektiriyordu. Ben gelirdim, yardım ederim diye düşünmüştüm. Ama orada roller vardı, sorumluluklar vardı, zaman çizelgeleri vardı. Sabah bloğunda bir yaşlı bakım merkezinde çalıştım. Onlarla konuşacaktım, müzik etkinliği yapacaktım. İlk gönüllülük deneyiminin o saatlerinde karşılaştığım şey şaşırttı beni: Onlar benden çok daha fazlasını bana verdi. Bir büyükanne anlattı, çocukluğunu, gençliğini, kaybettiklerini. Ben dinledim. Yanına oturdum sadece. O kadar. İlk gönüllülük deneyimi bana şunu öğretti: Yardım bazen yapmak değil, orada olmak demek. Öğleden sonra fiziksel iş vardı. Yeşillendirme çalışması. Yoruldum. İlk gönüllülük deneyiminde bu fiziksel yorgunluk beklediğimden fazlaydı. Ama akşam eve dönerken farklı bir yorgunluktu, iyi bir yorgunluk. Gece mesajlaştım arkadaşlarla. "Nasıldı?" diye sordular. Cevap vermekte güçlük çektim. İlk gönüllülük deneyimini bir iki cümleye sığdırmak mümkün değildi. O gün bir şey başladı içimde. Gönüllülük, kendim dışında bir şeyin parçası olmak demekmiş.