Bir toplantıda yüksek sesle konuştum ve bunu fark ettim, ama duramadım. İçimde bir şey devreye girmişti ve o devre kapanana kadar geçen birkaç saniye benim için uzun bir hasara neden oldu. Öfke kontrolü sorununun farkına varmam kolay olmadı. Çünkü öfke her zaman haksız değildi. Çoğu zaman gerçekten haksız bir şey oluyordu, ben de tepki veriyordum. Sorun tepkinin içeriği değil, dozuydu. O doz her şeyi silip süpürüyordu. Öfke kontrolü üzerinde çalışmaya başladım terapide. Terapistim öfkenin genellikle başka bir duygunun örtüsü olduğunu söyledi. Korku, hayal kırıklığı, çaresizlik, bunlar önce gelir, sonra öfke kapıyı çalar. Bu çerçeve ilginçti çünkü tepkiyi değil, altındaki duyguyu aramam gerektiğini gösteriyordu. Pratik bir egzersizim vardı: tetikleyici an geldiğinde duraksayıp bedenimde ne hissettiğimi fark etmek. Göğsümde mi, boğazımda mı? Bu farkındalık tepkiyi yavaşlatıyordu. Sanki o anın içine bir saniye daha sokuyordum, düşüneceğim bir boşluk. Öfke kontrolü ilerledikçe çevremde ne değiştiğini gözlemledim. İnsanlar benimle daha rahat konuşmaya başladı. "Gerçeği söyleyeyim mi yoksa kızar mı" kaygısı azaldı. Bu küçük değişiklik çok şeyi açtı. Kaybettiklerimi geri alamıyorum. Bazı ilişkiler onarıldı, bazıları onarılamadı. Ama en çok kaybettiğim şey zamandı: öfkenin geçmesini ve sonrasını toplamayı beklerken harcanan enerji. O enerji şimdi başka yerlere akıyor.