Native speaker ile pratik eleştirisi, dil öğrenme topluluklarında neredeyse dogma haline gelmiş bir uygulamayı sorguluyor. "Ana dil konuşucusuyla pratik yap, böyle öğrenirsin" tavsiyesi son derece yaygın. Ama bu tavsiye doğru bağlam, doğru yapı ve doğru hazırlık olmadan beklendiği sonuçları vermiyor. Native speaker ile pratik eleştirisi ilk olarak öğretme ile konuşma arasındaki farkı gündeme getiriyor. Bir dilin ana dil konuşucusu, o dili akıcı konuşmak demek. Ama akıcı konuşmak, dili öğretme kapasitesine sahip olmak anlamına gelmiyor. Dil bilgisi kurallarını sezgisel olarak uygulayan ama açıkça ifade edemeyen bir konuşucu, öğrenciye neden yanlış yaptığını ya da alternatifin ne olduğunu çoğunlukla aktaramıyor. İkinci sorun anlama kolaycılığı (accommodation). Ana dil konuşucuları öğrenci olan biriyle konuşurken genellikle dili basitleştiriyor, yavaş konuşuyor ve hataları düzeltmek yerine anlamayı kolaylaştırıyor. Bu uyum sempatik ama öğrenme açısından suboptimal; gerçek zorluklarla yüzleşmeyi erteliyor. Native speaker ile pratik eleştirisi aynı zamanda hangi amaçla pratik yapıldığını sorgular. Akıcılık mı arıyorsunuz, doğruluk mu? Konuşma kaygısını mı azaltmak istiyorsunuz, dilbilgisel yapıları mı pekiştirmek? Bu hedefler farklı pratik biçimlerini gerektiriyor. Bir ana dil konuşucusuyla serbest sohbet tüm bu ihtiyaçları aynı anda karşılamıyor. Eğitimli bir dil öğretmeni, özellikle hem hedef dili hem de öğrencinin ana dilini bilen biri, çoğu durumda çok daha yapılandırılmış ve hedefe yönelik bir gelişim ortamı sunuyor. Native speaker ile pratik bunu tamamlayabilir; ama onun yerini tutmuyor. Bu eleştiri ana dil konuşucularıyla pratik yapmayı gereksiz göstermiyor. Konuşma güveni, gerçek kullanım çeşitliliği ve dil kültürüne yakınlaşmak için bu deneyim değerli. Ama sihirli bir çözüm olmadığını görmek, zamanı daha akıllıca kullanmayı sağlıyor.